Çok değerli misafirler,
Değerli katılımcılar,
Değerli basın mensupları,
Tüm insanların dünya denilen benzersiz evrende yaşamalarıyla birbirlerinin kardeşi olduğunu vurgulayarak sözlerime başlamak istiyorum. Çünkü bu kardeşlik vurgusuna her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var.
Küreselleşen ve giderek küçülen bir dünyada Doğu ve Batı toplumları arasındaki mesafe her geçen gün biraz daha büyüyerek, bu derin boşluğu önyargılar ve hoşgörüsüzlük doldurmaktadır.
Bu kaygı verici gelişmelere karşı evrensel bir çağrı ve çare olarak düşünülen “Medeniyetler İttifakı Projesi”, bugüne kadar gerçekleştirilen benzer girişimlerden çok önemli bir farkla ayrılıyor. Bu önemli fark; ittifakın somut adımlara ve eyleme dönük bir yol haritası takip etme kararında ortaya çıkmaktadır.
Türkiye ve İspanya’nın önderlik ettiği “Medeniyetler İttifakı" girişimine birçok ülkenin de destek vermesi, toplumların barış ve güvenlik içinde bir dünya için işbirliği içinde harekete etme kararlılığının bir ifadesidir.
Aynı zamanda kültürler ve medeniyetler arasında yüzyıllar boyunca çatışmanın değil aksine verimli buluşmaların, karşılıklı alış-verişin ve hoşgörünün egemen olduğu günlere duyulan özlemin de bir ifadesidir.
Geçmişe baktığımızda toplumların barış ve huzur içinde yaşadıkları dönemlerin; birbirlerinin yaşama biçimlerine, inançlarına saygı gösterdikleri ve hoşgörü içinde yaşadıkları dönemler olduğunu görüyoruz.
Bir arada yaşamanın ve ortak hedefler uğruna birlikte çalışmanın, ortak kötüler karşısında ise beraber mücadele vermenin bugüne kadar en iyi bilenen yolu hoşgörü olmuştur.
Geçmiş, bu anlamda; çeşitli medeniyetlerin farklılıklarıyla bir arada yaşamalarının başarılı ve uygar örnekleriyle dolu.
İnsanlar, toplumlar ve farklı inançlar bu erdem sayesinde yüzyıllarca bir arada yaşayabilmişlerdir. Hoşgörülerini yitirdiklerinde ise binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan kanlı savaşlar yaşanmıştır. Bugün de tarihin bu anlamda tekrarlandığına üzülerek tanık olmaktayız.
Sayın Başbakanımızın da ifade ettiği gibi "Medeniyetler arasındaki anlayış eksikliği büyük bir handikaptır ve aşırılık yanlılığı, hoşgörüsüzlük ve terörizme dönüşmektedir.”
Aslında bütün medeniyetlerin birçok ortak noktası bulunmaktadır ve birbirlerine çok şey borçludurlar. Her medeniyet kendisinden önce gelen medeniyetlerin birikimiyle beslenmiş ve bu birikimi harmanlayarak kendi orijinal katkısını yapmıştır.
Bu yüzden uygarlıklar şu ya da bu toplumun değil, insanlığın ortak mirası olmuştur.
Ama günümüz dünyasında benzerliklerden çok farklılıklar, karşıtlıklar öne çıkmaktadır.
Uygarlıkların insanlığın ortak mirası olduğu gerçeğinin üzerini kaplayan birçok sorunu kazıdığımızda ise; altından ortaklıklarımız, tanışıklıklarımız çıkmaktadır.
Bütün kültür ve medeniyetlerin aynı ırmağa, insanlık ırmağına su taşıdığını, bu salonda bulunan hemen herkesin tanıdığını düşündüğüm Mevlana Celaleddin Rumi’nin şu sözleriyle aktarmak istiyorum:
“Biz hepimiz aynı mayadanız; aklımız da bir; başımız da;
Fakat şu beli bükülmüş göğün altında iki görür olup kalmışız.
Dünyada nice diller var; ama hepsi de anlam bakımından bir;
Testileri kırıp döktün mü su, bir olur gider.”
Sonuçta hepimizin taşıdığı testi farklı topraklardan yapılmış ve farklı motiflerle süslenmiş olsa da, içindeki su aynı. İşte “Medeniyetler İttifakında Kadın Zirvesi”nin çıkış noktalarından biri de budur:
Farklı kültür ve medeniyetlere mensup kadınlar olarak bu karşılaşmaların ve birbirimizi tanımamızın önünü kesen önyargılara, genellemelere, kutuplaşmalara ve “ötekileştirme”ye karşı kadınlar olarak neler yapabileceğimizin imkanlarını tartışmak.
Yeni varoluşlar, yeni karşılaşmalar ve yeni yakınlaşmalar sağlamak...
Ortak değerlerimizi ve ortak sorunlarımızı öne çıkartmak…
Şu yeryüzünü daha yaşanabilir kılmanın imkanlarını kadınlar olarak çoğaltmak…
Ve taşıdığımız testilerdeki suyla, aynı ırmakta buluşmak…
Çok değerli katılımcılar,
Değerli misafirler,
Dünya küresel bir köye dönüşürken birbirini anlamayan ve tanımayan insanlar arasındaki mesafenin de her geçen gün arttığına üzülerek tanık oluyoruz.
Ve bu mesafeyi atacağımız adımlarla daraltmadığımız, birbirimize doğru yürümediğimiz müddetçe de kapatmamız mümkün görünmemektedir.
İnanıyorum ki, Medeniyetler İttifakında Kadın Zirvesi; bu tanışma ve yakınlaşma çabasının yol haritasının hazırlanmasına doğru atılmış büyük bir adım olacaktır.
Hepinizin bildiği gibi bilimin sınır tanımadığı, teknolojinin bayrağının olmadığı ve enformasyonun pasaportsuz dolaştığı bir dünyada yaşıyoruz.
Ama aynı zamanda terör, şiddet, savaşlar, yoksulluk, açlık, çevre felaketleri ve salgın hastalıklar gibi birçok sorunun da pasaportsuz ve bayraksız olarak tüm insanları tehdit ettiği bir dünyada yaşıyoruz..
Böyle bir dünyada barış, güvenlik ve refah içinde yaşamanın yolunun etrafımıza duvarlar örmekten geçmediği bugün herkesçe kabul edilmektedir.
Artık bir bölgenin sorunu, bütün dünyanın sorunudur. Ve bugün dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan sorunlar, nasıl hepimizin sorunu oluyorsa; çözümleri de sadece erkeklerin değil, kadınların da ortak katkısı ve işbirliğiyle gerçekleşecektir.
Terörle mücadeleden kadının insan haklarına, ekonomik kalkınmadan demokratikleşmeye kadar birçok sorun alanında kadınların dahil olmadığı çözüm arayışlarının sonuçsuz kaldığı, ya da istenen sonuçları vermediği bir gerçektir.
Ama kadınları bu sürece dahil etmek için önlerinden çekilmek ve yolu açmak gerektiği de bir gerçektir.
Dahil olmadıkları bir dünyanın sorunlarından en büyük payı alan kadınlar; aynı zamanda dünyanın en yoksul kesimini oluşturuyorlar.
Yine dünyanın hemen her yerinde binlerce, milyonlarca kadın; değil kendi potansiyelini gerçekleştirmek, en temel haklarını kullanmaktan bile mahrum yaşıyor.
Ve tabiatıyla kadınları eğitime, istihdama, siyasete dahil etmeden, kısaca hayata dahil etmeden yapılan her girişim başarısız oluyor. Türkiye bu ön kabulden yola çıkarak son yıllarda cinsiyet ayrımcılığına karşı çok sistemli bir mücadelenin içine girmiştir. Kız çocuklarının eğitiminden aile içi şiddete, töre cinayetlerinden kadını ikinci sınıf olarak gören uygulamalara kadar hayatın bütün alanlarında cinsiyet ayrımcılığına karşı mücadele artarak sürmektedir.
Biliyoruz ki kadınları ikinci sınıf olarak gören zihniyet dünyası farklı toplumsal kesimlerde, farklı inançtan ve milliyetten insanlar arasında, geleneksel örüntülerde olduğu kadar modern örüntülerin içinde de karşımıza çıkmaktadır.
Ve bugün dünyanın en önemli gündem maddeleri olan hoşgörüsüzlük, tahammülsüzlük, ayrımcılık, şiddet gibi sorunlar öncelikle iki cins arasındaki ilişkide başlamaktadır.
Bu ilişkiyi değiştirmeden, iki cins arasında birbirine saygıya dayanan bir ortaklık kurmadan, kadınları yaşadıkları dünya hakkında söz sahibi kılmadan, dünyamızda gerçek anlamda bir değişim ve dönüşüm yaşanmayacaktır.
Saygıdeğer konuklar,
Çok değerli katılımcılar,
Bir zincirin halkaları gibi birbirine ulanan birçok sorun alanında eşzamanlı olarak mücadele vermek için, bugün kadınlar arasında işbirliği ve dayanışma her zamankinden daha çok bir ihtiyaç halini almıştır.
Bu konuda birlikte atacağımız her adım; kendi hayatına, dolayısıyla dünyaya ve sorunlarına da sahip çıkan kadınların sayısını çoğaltacaktır.
Ve elbette kadınlar değişirken, dünya da değişecektir.
İmparatorlukların dağıldığı, duvarların yıkıldığı, sınırların iki kez yeniden çizildiği yirminci yüzyıl, hepimizin bildiği gibi büyük devrimleri, büyük keşifleri kadar; büyük savaşları ve felaketleri ile de bugüne kadar yaşanan en kanlı yüzyıl oldu.
Aynı zamanda sınırsız ilerlemeye duyulan inancın yerini sürdürülebilir kalkınmaya bıraktığını ve insanlığın geleceğine dair iyimserliğin de büyük ölçüde yıprandığına tanık olduk.
Tam da bu nedenlerle hem toplumlar ölçeğinde hem de ülkeler ölçeğinde farklılıklarımızla bir arada yaşamak ve refah havuzunu her ülkeyi, her toplumu içine alacak şekilde genişletmek, bugün her zamankinden çok daha önemli bir insanlık sorunu olmuştur.
Bu ideale ulaşmak yolunda, kadınların seyircisi oldukları insanlık sahnesine güçlü aktörler olarak çıkmalarının ve var olan muazzam potansiyellerini daha güzel bir dünya için hayata geçirmelerinin zamanı gelmiştir.
Bu adımları işbirliği ve dayanışma içinde attığımızda, inanıyorum ki yirmi birinci yüzyıla adını kadınlar verecektir.
Ve böyle bir yüzyıl, hiç kuşkusuz insani değerlerin öne çıktığı; yoksulluk, eşitsizlik, ırkçılık ve ayrımcılıkların azaldığı; barış, istikrar ve güvenliğin egemen olduğu bir yüzyıl olacaktır.
Birbiriyle doğru dürüst tanışmayan insanlık ailesinin küresel ölçekteki buluşma ve ittifaklarının medeniyetler arasında, kadınlarla erkekler arasında verimli bir diyaloğu başlatacağına duyduğum inançla hepinizi saygıyla selamlıyorum. |