TOPLANTI YERİ : Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü Konferans Salonu Anafartalar Cad. Ulus/ANKARA
TOPLANTI TARİHİ : 17 Aralık 2003
TOPLANTI SAATİ : 14.00
A - SOSYAL HİZMETLER DANIŞMA KURULU’NUN OLUŞUMU VE ÇALIŞMA DÜZENİ HAKKINDA ÖZET BİLGİ :
Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu 27.05.1983 tarih ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu ile kurulmuş, Başbakanın veya görevlendireceği Bakanın Başkanlığında yılda en az bir defa Başkanın çağrısı üzerine toplanarak çalışmalarını yürüten yüksek düzeyde istişari bir organdır. Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu gerekli hallerde Başkanın çağrısı üzerine olağan dışı toplanarak çalışma yapabilmektedir.
Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu 2828 sayılı SHÇEK Kanununun yürürlüğe girmesi ile 1983-1997 yılları arasında 23 Nisan ve Kasım aylarında birer kez olmak üzere yılda iki defa toplanarak çalışmalarını sürdürmüştür. 06.05.1997 tarih ve 572 sayılı KHK ile 2828 sayılı Kanunun bazı maddelerinde değişiklik yapılmış; Sosyal Hizmetler Danışma Kurulunun yılda iki olan toplantı sayısı yılda bire düşürülmüştür.
Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu 2828 sayılı Kanunun 572 sayılı KHK ile değişik 6 ncı maddesi uyarınca hazırlanan ''Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu'nun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik'' 15.1.1998 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiş ve Kurul'un Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanınca seçilecek üyelerinin 5 yıl süreyle görev yapmaları hükme bağlanmıştır.
SOSYAL HİZMETLER DANIŞMA KURULU ÜYELERİ :
1- Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanınca seçilen sosyal hizmet alanında temayüz etmiş beş kişi,
- Prof. Dr. Beril TUFAN (H.Ü. Sosyal Hizmetler Yüksekokulu Öğretim Üyesi) (1945 doğumlu)
- Prof. Dr. Sema KUT (H.Ü. Sosyal Hizmetler Yüksekokulu Öğretim Üyesi) (En Yaşlı Üye)
- Doç. Dr. Ertan KAHRAMANOĞLU (H.Ü. Sosyal Hizmetler Yüksekokulu Öğretim Üyesi)(1943 doğumlu)
- Prof. Dr . Türkan SAYLAN (İ.Ü. Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi)
- Prof. Dr. Hıfzı ÖZCAN (Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı)
2- Adalet, İçişleri, Maliye, Milli Eğitim, Bayındırlık ve İskan , Sağlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Kültür Bakanlıklarının müsteşarları veya yardımcıları ile Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı veya yardımcısı,
3- Yüksek Öğretim Kurulu Başkanı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı, Aile Araştırma Kurumu Başkanı ve Özürlüler İdaresi Başkanı,
4- Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu, İş ve İşçi Bulma Kurumu Genel Müdürleri ile Vakıflar Genel Müdürü, Gençlik ve Spor Genel Müdürü, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Fonu Sekreteri,
5- Kızılay, Türk Hava Kurumu ve Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Genel Başkanı.
B- SOSYAL HİZMETLER DANIŞMA KURULU 23. TOPLANTI SÜRECİ :
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü Konferans Salonunda toplanan Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu 23. toplantısını "Çocuk ve Gençlik Merkezlerinde Madde Bağımlısı Çocukların Tedavi ve Rehabilitasyonlarına Yönelik Merkezlerin Açılması Yönünde Sektörler Arası İş Birliği" olarak belirlenen gündem konusu ile 17 Aralık 2003 tarihinde toplanarak çalışmalarını Devlet Bakanı Güldal AKŞİT’in rahatsızlığı nedeniyle Cumhurbaşkanınca seçilen üyelerden Prof. Dr. Sema KUT başkanlığında gerçekleştirmiştir.
a) SOSYAL HİZMETLER DANIŞMA KURULU’NUN 23.TOPLANTISINA KATILAN ÜYELER :
23. Danışma Kurulu Toplantısına; Cumhurbaşkanınca seçilen Onur Üyelerinden;
Prof. Dr. Beril TUFAN,
Prof. Dr. Sema KUT,
Doç. Dr. Ertan KAHRAMANOĞLU,
Üye kuruluş temsilcilerinden;
Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürlüğünden
Tetkik Hakimi Saadettin YAMAN,
İçişleri Bakanlığından
Müsteşar Yardımcısı Rasim BAŞ,
İller İdaresi Genel Müdür Yardımcısı Alparslan ARGÜN,
Maliye Bakanlığından
Müsteşar Yardımcısı Mehmet ŞİRİN,
Milli Eğitim Bakanlığından
Özel Eğitim Rehabilitasyon ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürü Ali Haydar SILDIROĞLU,
Bayındırlık ve İskan Bakanlığından
Müsteşar Yardımcısı Mahmut KÜÇÜK,
Sağlık Bakanlığından
Müsteşar Yardımcısı Prof. Dr. Rüstem ZEYDAN,
Yüksek Fen Kurulu Üyesi Feridun DUYGULUER,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından
Uluslararası İlişkiler Daire Başkanı Mustafa DİNÇ,
Kültür Bakanlığından
Müsteşar Yrd. Doç. Dr. Ali ALP,
Müsteşar Yrd.Nadir ALPARSLAN,
Yüksek Öğretim Kurumu Başkanlığından
Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tahsin KESİCİ,
Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığından
Başkan Prof. Dr. Sadık TURAL,
Aile Araştırma Kurumu Başkanlığından
Başkan Vekili Nesrin AVŞAR ÇELİK ,
Özürlüler İdaresi Başkanlığından
Başkan V. Dr. Mehmet AYSOY,
Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünden
Genel Müdür Hasan ALBAYRAK,
İş-Kur Genel Müdürlüğünden
Genel Müdür Dr. Necdet KENAR,
Vakıflar Genel Müdürlüğünden
Genel Müdür Yardımcısı Ahmet KARTAL,
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünden
Gençlik Hizmetleri Daire Başkanı Adnan GÜL,
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Sekreterliğinden
Genel Sekreter Mevlüt BİLİCİ,
Kızılay Genel Başkanlığından
Sağlık ve Sosyal Hizmetler Müdürü Dr. Tevfik ÇEVİKBİLEN,
Türk Hava Kurumu Genel Başkanlığından
(Katılımcı yok),
Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Genel Başkanlığından
Başkan Faruk ÖZTİMUR,
Devlet Planlama Teşkilatından
Planlama Uzmanı Tülay DOĞAN,
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünden
Genel Müdür V. Dr. Cafer TATLIBAL
Toplantıya katılmışlardır.
b) AÇILIŞ :
23. Danışma Kurulu Toplantısı saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Antalya İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’nün hazırlamış olduğu “Sokak Çocukları” konulu sinevizyon gösterimi sonrası SHÇEK Genel Müdür V. Dr. Cafer TATLIBAL’ın açılış konuşması ile başlamıştır.
Dr.Cafer TATLIBAL sözlerine katılımcılara “hoş geldiniz” diyerek başlamıştır.
“-Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu, Cumhurbaşkanımızın görevlendirdiği 5 üyeden müteşekkil olmakta, ayrıca bizimle ilgili bağlantısı olan, ilişkisi olan bakanlıkların da yetkilileri bulunmakta. Ben bunların isimlerini tek tek size arz etmek istiyorum” demiştir.
“Cumhurbaşkanlığınca seçilen üyelerimiz:
Profesör Doktor Sema KUT Hanımefendi,
Profesör Doktor Hıfzı ÖZCAN Beyefendi,
Profesör Doktor Beril TUFAN Hanımefendi,
Doçent Doktor Ertan KAHRAMANOĞLU Beyefendi,
Profesör Doktor Türkan SAYLAN Hanımefendi.
Ancak, Türkan Hanım ve Hıfzı ÖZCAN hocalarımız mazeretlerine binaen iştirak edememişlerdir.
Katılımcı Kuruluşlardan Adalet Bakanlığından Tetkik Hakimi Saadettin YAMAN Bey, İçişleri Bakanlığından Müsteşar Yardımcısı Rasim BAŞ Bey, İller İdaresi Genel Müdür Yardımcısı Alpaslan ARGUN Bey, Maliye Bakanlığından Müsteşar Yardımcımız Mehmet ŞİRİN Bey, Millî Eğitim Bakanlığı Ali Haydar SILDIROĞLU Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Hizmetleri Genel Müdürü; Bayındırlık ve İskân Bakanlığından Sayın Müsteşar Yardımcısı Mahmut KÜÇÜK Bey, Sağlık Bakanlığından Yüksek Fen Kurulu Üyesi Feridun DUYGULUER ve Doktor Rüstem ZEYDAN Müsteşar Yardımcımız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından Uluslararası İlişkiler Daire Başkanı Mustafa DİNÇ Bey, Kültür Bakanlığından Müsteşar Yardımcımız Doçent Doktor Ali ALP Bey, Yüksek Öğretim Kurumu Başkanlığından Profesör Doktor Tahsin KESİCİ Bey, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığından Profesör Doktor Sadık TURAL Bey, Aile Araştırma Kurumu Başkanlığından Nesrin Avşar ÇELİK Hanımefendi, Özürlüler İdaresi Başkanlığı Başkan Yardımcısı Doktor Mehmet AYSOY Bey, Yükseköğretim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünden Genel Müdür Hasan ALBAYRAK Bey, İş-Kur Genel Müdürlüğünden Genel Müdür Doktor Necdet KENAR Bey, Vakıflar Genel Müdürlüğünden Müdür Yardımcısı Ahmet KARTAL Bey, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Gençlik Hizmetleri Daire Başkanı Adnan GÜL beyefendiler teşrif ettiler. Hepsine tekrar hoş geldiniz diyorum” diyerek devam etmiştir.
Dr.Cafer TATLIBAL;
“- Bu toplantıya Sayın Bakanımızın Başkanlık etmesi gerekliydi. Ancak, Sayın Bakanım bir ayak burkulması nedeniyle halen evinde istirahat etmekte. Bundan dolayı da kendileri bize, burada başkan olarak Profesör Doktor Sema KUT Hanımefendiyi önerdiler. Zahmet buyururlarsa, Başkanlığımızı kabul ederlerse Sayın Hocamı Başkanlık koltuğuna davet ediyorum” sözleriyle toplantıya Başkanlık etmek üzere Prof.Dr.Sema KUT’u davet etmişlerdir. .
Prof.Dr.Sema KUT(BAŞKAN);
“- Çok saygıdeğer katılımcılar, öncelikle bu şerefli görevi bana verdikleri için Sayın Bakana hem teşekkür ediyor, hem de hepimiz adına kendisine acil şifalar diliyorum” diyerek toplantıya devam etmiştir.
Prof. Dr. Sema KUT(BAŞKAN);
“- Bildiğiniz gibi, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Danışma Kurulu, Sayın Genel Müdürümüzün de ifade ettikleri gibi senede bir defa toplanıyor ve her toplantısında da belli bir konu üzerinde tartışıyor ve önerilerini ifade ediyor.
Tabiî ki biz bir karar organı olmaktan çok bir Danışma Kuruluyuz, ama muhakkak ki Genel Müdürlük o Danışma Kurulunun önerilerine dikkat ediyorlar ve bunlardan yararlanıyorlar diye umuyoruz. Çünkü, bu konuda çalışan ve bu konuyla hemen, hemen bütün günlük işlerinde karşı karşıya gelen arkadaşlarla bir arada bulunuyoruz.
Bu yıl seçilen konu gerçekten, bana göre, benim değerlendirmeme göre zor bir konu diyorum ben. Zor diyorum, çünkü bildiğiniz gibi, yalnız kendi Ülkemizde değil, ancak bütün Dünyada ve pek çok ülkede giderek yaygınlaşan uyuşturucu sorunu başlı başına bir sorun. Diğer taraftan yine birçok ülkede, özellikle gelişmekte olan ülkelerde giderek yaygınlaşan sokak çocukları sorunu da çok ürkütücü; ürkütücü olduğu kadar da yayılmakta büyük potansiyeli olan yine başlı başına bir sorun” demiştir.
Prof. Dr. Sema KUT (BAŞKAN);
“- Bugünkü gündemimiz ise, bu iki tane bağımsız ve çok önemli olan iki sorunun kesiştiği bir nokta, “sokak çocuklarının uyuşturucu sorunu”. Onun için ben kendim düşündüğümde, bugünkü gündemimizin gerçekten bir hayli güç bir konu olduğunu ifade etmek istiyorum ve sizlerin de hem çalışmalarınızdaki deneyimlerle, hem bilgilerinizle bu konunun üstesinden nasıl gelebiliriz, üstesinden gelmek için neler önerebiliriz; bunları herhâlde bize ayrılan, çok da uzun olmayan bir süre içinde başarmaya çalışacağız” şeklinde sözlerine devam etmiştir.
Prof.Dr.Sema KUT (BAŞKAN); Kurulun çalışmalarına başarılar diliyerek ve teşekkür ederek sözü SHÇEK Genel Müdürü Dr.Cafer TATLIBAL’a vermiştir.
Dr.Cafer TATLIBAL – Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun genel durumuyla ilgili, kısaca bilgi vereceğini ifade ederek konuşmasına devam etmiştir.
Dr.Cafer TATLIBAL,
“-Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu 1 Genel Müdür, 5 Genel Müdür Muavini, 5 artı 1 Genel Müdür Danışmanı, 16 Daire Başkanlığı ve 9 bin çalışanı, bu çalışanların da yüzde 40’ı sağlık personeli, yani doktor ve yardımcı sağlık personeli adı altında topladığımız kesim. Yüzde 40’ına yakın memur olanlar, yüzde 20’ye yakın da eğitim sınıfı var. Yani buradan şunu anlatmak istiyorum: Sosyal Hizmetler Kurumunun bir ayağı sağlık, bir ayağı eğitim, bir ayağı sosyal içerikli, sosyal yardımlara ve güvenliğe yönelmiş bir Kurum; ana hatları bundan ibaret bir idarî yapısı var” demiştir.
Dr.Cafer TATLIBAL konuşmasına;
“-Türkiye’de, Türkiye Cumhuriyetinin Anayasasında da tek sosyal yardım kurumu olarak geçiyor; yani bu kurumun yaptığı işler sadece Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna verilmiş, bu görevler bu kurum tarafından yürütülmek üzere Anayasada da yerini almış.
Ancak, sanki biraz bu kurum çok ciddîye alınmamış gibi geliyor ki, bana göre yani çok daha iyi teşkilâtlanması lâzım idi. Ülke güvenliğini bire bir ilgilendiren bir kurum burası; yani baktığı elemanlar, gördüğü işlevler nedeniyle ülke güvenliğini bire bir ilgilendiren bir kurum” şeklinde devam etmiştir.
Dr Cafer TATLIBAL, daha önce kurumlar arası protokollerin yapıldığını, bu Danışma Kurullarının toplandığını, bir sürü zabıt tutulduğunu; ama görüldüğü kadarıyla da bunların da sözde kaldığını, bu işin gerçekten ciddîye alınmadığını kaydederek;
“-Şu anda seçtiğimiz iki konunun, ben Genel Müdür olarak atandığımdan bu yana seçtiğimiz iki konu için çok kurumlarla temasa da geçtim, ama çok kısa bir yol alabiliyoruz. Bence bu seçtiğimiz konular gerçekten ciddîye alınmalı ve artık kâğıt üzerinde protokollerle işlememeli diye düşünüyorum” demiştir.
Daha sonra Dr. Cafer TATLIBAL;
Sosyal Hizmetler Danışma Kurulunun, Kurulda yapılan hukuksal değişiklikler konusunda şunları aktardı:
“-1997 tarihinde kabul edilen ve kısaca Özürlüler Uyum Yasası olarak tanımlanan 572 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2828 Sayılı Kanunda yapılan bazı değişiklikler ve eklemelere dayanmaktadır; Danışma Kurulunun teşekkülü.
Ayrıca, Kurulun Sosyal Hizmetler Danışma Kurul üyeleriyle ilgili 6. maddesi değiştirilmiş ve Kurul üyeleri arasına Aile Araştırma Kurumu, Özürlüler İdaresi Başkanı ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Genel Sekreteri ve Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Başkanı da dâhil edilmiştir. Kurulun, biri 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramında, diğeri Kasım ayı içinde olarak belirlenen 2 olağan toplantısı 1’e indirilmiş, tanımlanan toplantı tarihleri kaldırılmış, Kurulun çalışma esas ve usullerinin bir yönetmelikle düzenlenmesi hükme bağlanmıştır.
Nitekim, Sosyal Hizmetler Danışma Kurulunun çalışma esas ve usullerini düzenleyen bu yönetmelik de 15 Ocak 1998 tarihli Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu yönetmelik ile, Kurulun Sayın Cumhurbaşkanımızın tarafından seçilen üyelerinin görev süreleri 5 yıl olarak tanımlanmıştır. Görevli üyeleri biraz önce size tek, tek arz etmiştim.
Sosyal devlet olmanın gereği olarak faaliyet gösteren Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, daha Kurtuluş Savaşı sürerken şehitlerimizin çocuklarını yetiştirmek üzere, 1921 yılında büyük önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından Çocuk Esirgeme Kurumu olarak temelleri atılan, 1983 yılında da 2828 Sayılı Yasayla yeniden yapılandırılan Ülkemizin en temel sosyal hizmet kurumudur.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bugün 445 kuruluşta 10 bine yakın çalışanıyla 35 bine yakın insanımıza 24 saat yatılı veya sürekli, 150 bin insanımıza da koruyucu, önleyici, eğitici, geliştirici hizmetler kapsamında gündüzlü olarak hizmet vermektedir.
Bugünkü Danışma Kurulumuzun gündemi sokakta yaşayan ve çalışan çocuklardır. Ancak Sosyal Hizmetler, bilindiği gibi toplumun muhtaç aile çocuk, genç, yaşlı, özürlü ve kadınlar olmak üzere ayrım yapmaksızın tüm kesimlerine hizmet götürmektedir. Genel Müdürlük, görevine başlayalı kısa bir süre olmasına rağmen, benim öncelikli saydığım iki şey üzerinde yoğunlaşmaktayım. Bunlardan bir tanesi sokakta çalışan ve yaşayan çocuklar, dolayısıyla çocuk hakları. İkincisi ise; bugün konumuz dışında olmasına rağmen, ülke insanımızın yaşlılık oranının yükselmesi nedeniyle tıbbî tedavinin daha iyi, verimli hâle gelmesiyle yaşlı sayımız her geçen gün artmaktadır. Yaşlı hizmetlerine de öncelik tanıyoruz, ancak bugün konumuz dışındadır.
Toplumlarda artan teknolojik gelişmelere bağlı olarak yaşam süresi hızla artmaktadır. Nüfusumuzun bugün yüzde 7,14’ü 60 yaş üzerinde iken, 2010 yılında bu oranın yüzde 15’in üzerine çıkacağı tahmin edilmektedir.”
Dr.Cafer TATLIBAL konuşmasına;
“-Kurumun yaşlı hizmetlerinde ağırlıklı olarak huzur evleri yer almakta olup 64 huzur evinde 6 bin 567 yaşlımıza hizmet sunulmaktadır. Ayrıca 3 bine yakın yaşlımız da sıra beklediğinden yeni huzur evlerinin açılmasına acilen ihtiyaç duyulmaktadır” dedi ve devam etti.
“-Sokakta yaşayan çocuklara gelince; sokakta yaşayan ve çalışan çocuklar ciddî bir toplumsal sorun olarak karşımızda bulunmakta, Ülke nüfusumuzun yüzde 41’i 0-18 yaşları arasındadır. Çeşitli nedenlerle kent merkezlerine göç, çok çocuklu aileler, yoksulluk başta olmak üzere çocuklarımızı aile ve okul ortamından uzaklaştırıp sokağın acımasız koşullarında yaşamaya ve çalışmaya zorlayan pek çok faktörle karşı karşıyayız. Bu çocukların rehabilitasyonunu amaçlayan çok sayıda çocuk ve gençlik merkezi hizmete açılmıştır. Bugün Ülkemizde önemli sorun hâlini alan bu konu Danışma Kurulumuzda derinlemesine incelenecektir.
Değerli konuklar, Genel Müdür olarak görev yaptığım kısa süre içerisine edindiğim diğer bir konu ise ülkemizde uygulanan sosyal hizmet faaliyetlerinin parçalılığıdır. Burada da bir parçalanma söz konusu. Bununla ilgili zaten birkaç çalışma da var, ben onunla ilgili de size bilgi vereyim :
Çalışma Bakanlığı da “Sosyal Hizmet ve Sosyal Yardım” adı altında bir kanun taslağı hazırlamakta, bu yeni kanun taslağında Sosyal Hizmetlerin idarî yapısı değişmektedir. Bir de Avrupa müktesebatında ve Acil Eylem Plânı içerisinde de Devlet yardımlarının tek elden yönetilmesine yönelik bir çalışma var. Zannediyorum Hükûmet bunu önemsiyor da. Böyle bir kanun taslağımız var, aşağı yukarı son hâlini almış şekli de; ama nasıl, ne zaman yasalaşacak, ne olacak onu da bilmiyoruz.
Burada şunu anlatmak istiyoruz: Aynı işi aynı kurumla birkaç kurum bir yerde beraber yapıyor. Yani bu dağınıklığın bir çatı altında toplanmasını biz gerekli görüyoruz. Devletin hem kaynak israfı önlenmeli, hem de personel tasarrufu sağlanmalıdır, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı bunun en başlıca örneklerinden bir tanesi. Yani, aşağı yukarı 5 konu var ki 5 konuyu hem onlar yapıyor, hem biz yapıyoruz; hem onlar eleman barındırıyor, hem biz barındırıyoruz.
Bir örnek vereyim :
SRAP (Sosyal Riski Azaltma Projesi) projesine bağlı bir bilgisayar projemiz var; bütün illeri içine alan bir proje. Bu projenin aynısını Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı da yapıyor. Hâlbuki bu işler bir tek elden, şu bakanlık, bu bakanlık, onu tartışmıyorum, ama bunlar tek elden yapılsa da bu kaynak israfına, yani ayrı yerlerde böyle ayrı, ayrı ihalelere veyahut paralar harcamamıza neden olmasa diye düşünüyorum” dedi ve katılımcılara saygılarını sunarak konuşmasını bitirdi.
Prof. Dr. Sema KUT(BAŞKAN), Dr.Cafer TATLIBAL’a teşekkür ederek,
“-Evet, ben eğer sosyal hizmetler ve Türkiye’deki sosyal hizmetlerin tarihi üzerinde konuşacak olursam herhâlde konumuza da çok büyük bir haksızlık etmiş olurum; çünkü bir başlarsam bu kadar saatte bunu bitirmem mümkün olamayacak” dedi ve konuşmasına;
“-Ancak, toplandığımız şu görkemli ve tarihî salonda gayet tabiî ki büyük önder Atatürk’ü düşünmemek, anmamak, ona şükran borcumuzu ödememek mümkün değil. Muhakkak ki, Cumhuriyetimizin kuruluşuyla Türkiye’deki sosyal politikanın yönlendirilmesi çok köktenci bir değişikliğe uğramış, artık lâik bir yaklaşım içinde kurulan Devletimizin sosyal politika anlayışı tamamen insan haklarının güvence altına alınması olarak algılanmaya başlamıştır.
Tabiî ben bunlara hiç değinmek istemiyorum şu anda; ancak, sosyal hizmetlere bakarken ve bugün biz sosyal hizmetlerin önemli bir işlevi üzerinde dururken şunu hatırlamakta yarar olacağını düşünmekteyim: Sosyal hizmetlere bir meslek olarak, bir disiplin olarak ve bir ihtisas alanı olarak bakılmak zorundadır. Burada ülkenin sosyal politikasını yönlendirmede, oluşturmada ve bu politikanın gerekliliğini uygulamada da birinci derecede görevi olan bir alandır.
Şimdi bunu söyledikten sonra, kuşkusuz sosyal hizmet bir çok konuda diğer hizmet alanlarıyla çakışan ve o hizmet alanlarının bilgilerinden, deneyimlerinden yararlanan çok yönlü bir meslek olarak algılanmak zorunda.
Bugün ele alacağım konu, nitekim sokak çocuklarının uyuşturucu kullanımı konusu, gayet tabiî ki pek çok diğer meslek alanlarını yakından ilgilendiren, hele hele bunun sağaltımı, yani tedavisine, terapisine gittiğimiz zaman da çok fazla ihtisas alanını ilgilendiren bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır” biçiminde devam etti.
Prof. Dr. Sema KUT(BAŞKAN);
“-Şimdi, gayet tabiî ki biz bugün burada oluşmuş bir sorunun önlenmesi üzerinde önerilerimizi paylaşmak ve oluşturmak istiyoruz;
Ben şunu belirtmek istiyorum: Bugün dar bir çerçeveyle konuyu ele alıyoruz. Çünkü, bugün tamamen bu sorunun çözümüne yönelik önerilerle vaktimizi değerlendireceğiz. Çünkü bize verilen gündem odur. Ancak, bir sorunun çözümü üzerinde dururken bu sorunun nedenlerini ihmal etmek gayet tabii ki söz konusu olamayacaktır. Dolayısıyla, biz burada belki mikro düzeyde bir sorunun çözümüyle ilgilenirken, diğer taraftan makro düzeyde alınacak politikaların ne olduğunu da hatırdan çıkarmadan konuya bakmak zorundayız. Çünkü, Sayın Genel Müdürümüzün de değindikleri gibi, bu konuyu ortaya çıkaran nedenler arasında Ülkemizde, bizleri gerçekten endişeye düşüren birtakım sorunlar var. Bunlar içinde en önemlisi gayet tabiî ki yoksullaşma olgusudur. Giderek yaygınlaşan bir yoksulluk var, onun ötesinde plânsız bir kentleşmeyle bir arada gelen kent yoksulluğu diye bir yoksulluk var. Onun ötesinde, bu yoksulluğun önemli bir nedeni olan, itici bir gücü olan göç olgusu var. Onları da bir tarafa bırakacak olursak, Ülkemizde bir işsizlik sorunu da yaşamaktayız.
Bütün bunları bir arada gördüğümüz zaman, sokak çocuklarına geldiğimizde gayet tabiî ki bu olguların etkisini ihmal etmemiz ya da bunlar için çok köktenci, gerçekçi politikalar üzerinde düşünmememiz olası değil. Ama dediğim gibi, bunların üzerinde fazlasıyla durmamıza müsaade eden bir zaman dilimi içinde değiliz; onun için hemen konuya geçmek istiyorum” dedi.
Prof.Dr.Sema KUT(BAŞKAN);
“-Burada gayet tabiî ki, bir sorun olduğu zaman bu sorunun, belki tabir doğru olmayacak ama “suçlusu kim” diye sorulur ve ona göre de önlemler üzerinden durulması gerekmektedir. Meselâ burada biz diyoruz ki, bu sokak çocuklarının uyuşturucu sorununda sorumlu kim, suçlu kim? Çocuk mu acaba suçlu, yoksa aile mi? Çünkü bir yerde, yasalarımız açısından baktığımızda aileleri suçlu görmek eğilimi de yok değil. Ama, belki ailelerde de suç var, yoksa toplum mu? Yani suçlu olan kim, biz kiminle ne yapmak istiyoruz; bunu çok açık ve seçik ortaya koymamızda gayet tabiî ki alınacak önlemler açısından yarar olacaktır. Ama, bana göre bu çocuklar birçok sorunun kurbanları olarak karşımıza çıkmakta ve biz bunları nasıl kurtaracağız, ne yapacağız, herhâlde bugünkü tartışmamız burada yoğunlaşacak değil mi Sayın Genel Müdürüm?” diyerek sözü Dr. Cafer TATLIBAL’ a verdi,
Dr. Cafer TATLIBAL konuşmasına;
“-Ülkemiz 1994 yılında Çocuk Hakları Sözleşmesini imzalamış ve bu Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiş. Genel Müdürlüğümüz Çocuk Hakları Sözleşmesinin uygulanmasından, izlenmesinden sorumlu koordinatör bir kurumdur.
Kurumun Görevleri : Çocuk Hakları Sözleşme hükümlerini çocukla ilgili tüm alanlardaki mevcut yasal idarî ve yapısal durumunu belirlemek, uygulamada karşılaşılan güçlükleri ve hizmete yönelik öngörüleri, öngörülen hedefleriyle bu hedeflerin önceliklerine ilişkin konuları tespit etmek, ülkemizde uygulanması açısından Ulusal Eylem Plânı hazırlamak.
Çocuklara yönelik hizmet veren resmî ve özel tüm kurum ve kuruluşlar arasından yapılacak çalışmalara yönelik eş güdümü sağlamak, sözleşmenin kabulünün ardından sonra ülke profilini gösterir ulusal ilk rapor ve her 5 yıl sonunda da gelişim raporlarını hazırlamak gibi çalışmalar 1999 yılında tamamlanarak Çocuk Hakları Komitesine teslim edilmiş, Eylül 2001 tarihinde ilgili sektörle Sağlık, Adalet, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıkları, DPT ve SHÇEK ve sosyal toplum kuruluşları temsilcilerinden oluşan heyet, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Çocuk Özel Oturumunda Ulusal ilk raporunun sunumunu yapmıştır.
Çocuk Hakları Sözleşmesinin temel amacı; her alanda çocukların yüksek menfaatinin, yararının korunmasıdır.
Çocuk Hakları Sözleşmesinin ana ilkeleri; yaşama, gelişme, korunma ve katılımdır.
UNİCEF verilerine göre dünyada 15 yaş altı çocuk sayısı 1,8 milyardır. Bu çocukların 500 milyonu 3 yaş altında ve gelişmekte olan yoksul ülkelerdedir. Her yıl 11 milyon çocuk, önlenebilir hastalıklar nedeniyle ölmektedir. Her ay 250 bin çocuk ve genç HİV virüsüne yakalanmaktadır.
Dünya üzerinde okul yazar olmayan 876 milyon insanın 3’te 2’sini kadınlar oluşturmaktadır. 18 yaş altı kız çocukların doğum yapma oranı tüm doğumların yüzde 10’unu geçmektedir. Çocuk annelerin bebeklerinin ölüm oranı ise, 20-25 yaş arası annelerin bebeklerinin ölüm oranından 4 kat daha fazladır.
Savaş ve terör nedeniyle her yıl 31 milyon insan mülteci konumuna düşmektedir. 5 ilâ 14 yaş arası çocuk nüfusunun 250 milyonu çocuk işçisidir. Bunun 50 ilâ 60 milyonu tehlikeli ve ağır işlerde çalışmaktadır.
Türkiye ise, Birleşmiş Milletlerin sağlık, eğitim ve insanî yaşam göstergeleri açısından Türkiye dünya ülkeleri sıralamasında 79. sıradadır. Nüfus artış hızı binde 38,4’tür. Nüfusumuzun yüzde 36.2’si çocuktur; canlı doğan her bin çocuğun binde 38’i bir yaş altında ölmektedir.
Okuma yazma oranımız erkeklerde yüzde 94.2 , kadınlarda ise yüzde 77.4’tür.
12-15 yaşları arasındaki çocuklarımızın yüzde 36’sı çalışmaktadır. Çocuklarda çalışmaya başlama yaşı giderek de aşağıya çekilmektedir. Türkiye’nin gelir dağılımdaki uçlara savrulma süreci öncelikle çocukların yaşamını tehdit etmektedir.
Sosyal, kültürel ve ekonomik yoksunluklar, aile içindeki çocuğa yönelik ihmal ve istismar, şiddeti, aile içi iletişimsizliği besleyip çoğaltmakta, ailedeki parçalanma ve ağır sorunlar öncelikle çocuğu ve kadını etkilemektedir. Çocuğun her tür hakkının ihmal ve istismarı çocuk ve ailesiyle sınırlı kalmamakta, toplum yaşamını da olumsuz etkilemektedir.
Çocuk Hakları Sözleşmesi kapsamında, SHÇEK Genel Müdürlüğünün ilgili sektörlerle iş birliğinde yürütülen çalışmalarını da kısaca sıralayabiliriz.
Sokak çocukları ve sokaktaki çocukların sağıltımına yönelik Eylem Plânı ve mekanizmaları. Bununla ilgili 13-14 Kasım 1997’de Meslek Odaları gönüllü kuruluşları ile SHÇEK ve UNİCEF temsilcilerinin yaptığı bir toplantı görülüyor;” diyerek sözlerine devam etti.
“-Çocuk Hakları Sözleşmesine ek silâhlı çatışmalara dâhil edilen çocuklara ilişkin ihtiyarî protokol imzalanmış, onay süreci de devam etmektedir.
Çocuk Haklarının kullanılmasına dair Avrupa Sözleşmesi imzalanmış ve 2002 tarihinde onaylanmıştır.
Birleşmiş Milletler Sınır Aşan Örgütlü Suçlarla mücadele sözleşmesine ek, insan kaçakçılığının, özellikle kadın ve çocuk kaçakçılığının önlenmesi, yasaklanması ve cezalandırılmasına ilişkin protokol imzalanmıştır.
Çocukların korunması ve ülkeler arası evlât edinmeye ilişkin iş birliği hakkındaki Lahey Sözleşmesi imzalanmıştır.
Avrupa Konseyinde Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Sözleşme imzalanmıştır.
182 ve 138 sayılı ILO Sözleşmeleri imzalanmış ve onaylanmıştır.
Bizim Ulusal Eylem Plânımıza gelince; ülkemiz çocuklarının haklarını korumak ve geliştirmek üzere bugüne kadar yapılan çalışmalardan hareket ederek geleceğe yönelik eylemlerin hangi önceliklere, hangi zaman diliminde gerçekleştirileceğini saptamak amacıyla ilgili kamu kurumları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla Ulusal Eylem Plânı hazırlanmıştır. Ulusal Eylem Plânı Temmuz 2003 tarihinde Dışişleri Bakanlığına teslim edilmiştir.
Türkiye’deki korunmaya muhtaç çocuklara yönelik hizmetleri belirleyen temel kanun 2828 sayılı SHÇEK Kanunudur. Burada “korunmaya muhtaç çocuk” tabiri, kanunun 3. maddesinde “beden, ruh ve ahlâk gelişimleri veya şahsî güvenlikleri tehlikede olanlar” diye bahsedilir; “ Ana ve babasız, ana veya babası veya her ikisi de belli olmayan, ana veya babası veya her ikisi tarafından terk edilen, ana veya babası tarafından ihmal edilip fuhuş, dilencilik, alkollü içkiler veya uyuşturucu maddeleri kullanma gibi kötü alışkanlıklara karşı savunmasız bırakılan ve başıboşluğa sürüklenen çocuklar” olarak tanımlanmaktadır.
Çocuklara yönelik SHÇEK’in hizmetlerine gelince; çocuk yuvaları, yetiştirme yurtları, koruyucu aile, evlât edinme, aynî ve nakdî yardımlar, toplum merkezleri, çocuk ve gençlik merkezleri, özürlü çocuklara yönelik rehabilitasyon merkezleri, 183 Alo Kadın Çocuk ve Sosyal Hizmet Hattı gibi faaliyetlerdir.
Çocuk Yuvaları; 0-12 yaş arası korunmaya muhtaç çocukların bedensel, eğitsel, psikososyal gelişimlerinin sağlıklı bir kişilik ve iyi alışkanlıklar kazanmalarını sağlamakla yükümlü sosyal hizmet kuruluşlarıdır. 81 çocuk yuvamız mevcut olup 8.448 çocuğa hizmet vermekteyiz.
Yetiştirme Yurtları; 13-18 yaş arası çocukları korumak, bakmak ve bir iş veya meslek sahibi yapmak ve topluma yararlı kişiler olarak yetiştirilmelerini sağlamakla görevli sosyal hizmet kuruluşlarıdır. 107 yetiştirme yurdunda 9.838 çocuğa hizmet verilmektedir.
Sevgi Zinciri Projesi; 0-6 yaş grubunda olan korunmaya muhtaç çocuklar, özel kreş ve gündüz bakım evlerine gönderilmekte ve böylelikle gelişimlerinin hızlandırılması amaçlanmaktadır.
Ayrıca, bizim özel rehabilitasyon merkezlerine giden 20 bin özürlü çocuğumuz vardır ve oralarda rehabilite edilmektedirler.
Uçurtmayı Vurmasınlar Projesi; ceza evlerinde hükümlü ve tutuklu kadınların 0-12 yaş grubundaki çocuklarının ceza evi yaşamından bir ölçüde kurtarılması amacıyla kurumumuza bağlı özel ve resmî kreş ve gündüz bakım evleri, çocuk yuvalarından 228 çocuk yararlandırılmıştır.
Koruyucu Aile; kısa veya uzun süreli, ücretli veya gönüllü olarak çocuk bakımını üstlenen, çocuğun aile ortamında yaşamını sağlayan, öz anne baba yerini tutabilecek aileler veya kişilerdir. 2002 yılı sonu itibariyle koruyucu aile sayısı 522’dir. Biz bu ailelerin sayılarını artırmak istiyoruz.
Evlât Edinme; kan bağına bakılmaksızın bir akitle yasal ve sosyal açıdan anne veya baba ve çocuk bağının kurulmasıdır. 2002 yılı itibarıyla evlât edinilen çocuk sayısı 6.916’dır.
Korunmaya muhtaç çocukların işe yerleştirilmesi, yine Kurumumuzun yaptığı en önemli işlevlerden birisidir. Korunmaya muhtaç çocukları topluma kazandırmak, üretime katmak, sosyal güvencelerine kavuşmalarını sağlamak amacıyla, öğrenimini tamamlamış veya 18 yaşını tamamlayarak yurttan ayrılma aşamasına gelen gençlere götürülen bir hizmet modelidir. 1988-2000 yılları arasında toplam 21.343 genç işe yerleştirilmiştir” dedi ve konuşmasını aşağıdaki gibi sürdürdü.
“-Bu Kanundan (3413 sayılı Kanun) sonra veyahut halk nezdinde biraz da yakından öğrenildikten sonra, bu Kanun bizde birçok sun’î ayrılıklarla, “nasıl olsa çocuğumuza Devlet iş bulacak” gibi düşüncelerle istismar ediliyor. Bundan dolayı da bizim yurtlarımıza talep hayli artmış durumda. Esas ana sebep de, özellikle bazı bölgelerde –ismini söylemiyorum ama, Danışma Kurulu Üyelerine bunu anlatmak için söylüyorum- bazı yörelerimizde kastî; sun’î ayrılmalar (boşanmalar) meydana geliyor ve çocuklarını iki kişi, üç kişi getirip “ortada kaldı” denerek, yurtlara yerleştirmek isteniyor. Özellikle ortaokulu, 8’inci sınıfı bitirmişlerden... Çünkü 3 yıl da yurtta yedirip, içirip bakıyoruz, sonra da iş bulmak gibi bir Kanuni mecburiyet doğuyor. Bu fevkâlade bir istismar konusu. Bunun önüne de nasıl geçeceğimizi bilemiyorum. Bu konuyu da Danışma Kuruluna sunmak istedim” dedi.
Dr. Cafer TATLIBAL konuşmasına;
“-Aynî- nakdî yardım dedim, demin de söylemiştim; bu işleri birçok kurum farklı yerlerde yapıyor. Bizim de aynî-nakdî yardım uygulamamız var, bütçemizde ödenek var. Yoksulluk içinde olup da temel ihtiyaçlarını karşılayamayan ve yaşamlarını en düşük düzeyde dahi sürdürmekte güçlük çeken kişi ve ailelere, kaynakların yeterliği ölçüsünde aynî-nakdî yardım hizmeti verilmektedir. 2002 yılı sonu itibarıyla 24.257 kişiye aynî ve nakdî yardım yapılmıştır” diyerek aşağıdaki şekilde devam etti.
“-Toplum merkezleri; hizmetlere ve olanaklara ulaşmada dezavantajlı olan bölgelerde var olan sorunları yerinde saptayarak yöre halkının daha iyi yaşam koşullarına ulaşmalarına sağlamayı, çözüm önerilerini halk ile birlikte üretmeyi ve sorunlarını devletin gönüllü kişi ve kuruluşların ve yöre halkının katılımıyla çözmeyi, kentsel alanda yaşam biçimlerinde izlenen farklılaşmayı azaltmayı amaçlayan sosyal hizmet kuruluşlarıdır. 2002 yılı sonu itibarıyla 60 adet toplum merkezi ile hizmet veriyoruz.
Özürlülere yönelik, çocuklara yönelik rehabilitasyon merkezleri:
Kurumumuz, özürlü çocukların toplum içinde kendi kendilerini idare edebilecek, üretken hâle gelebilecek şekilde bakım ve rehabilitasyonu yapılması, bunlardan tedavisi mümkün olmayanların sürekli bakım altına alınması amacıyla gerekli her türlü tedbiri almakla yükümlüdür. Bu kanun muvacehesinde hâlen 38 rehabilitasyon merkezinde 26 gündüzlü, 12 yatılı, toplam 3.349 özürlü çocuğa hizmet vermekteyiz.
Ülkemizde son yıllarda sokak çocukları kavramıyla gündeme gelen ve sayıları hızla artan sokakta yaşayan ve/veya sokakta çalıştırılan çocuklar aileleri tarafından ihmal ve istismar edilen çocuklardır. Sokakta yaşayan çocuk, bir yetişkinin korunmasından, yol göstericiliğinden yoksun olan sokağı gerçek evi hâline getirmiş çocuklardır. Sokakta çalışan ve çalıştırılan çocuk, zamanının çoğunu sokakta çalışarak geçiren, ancak aile ile bağlarını sürdüren ve geç saatlerde de olsa evlerine dönen, genellikle aile bütçesine katkı sağlamak amacıyla sokaklarda marjinal işlerde çalışmak zorunda olan çocuklardır.
Bu çocukların sokağa çıkma nedenleri aile parçalanması, ailenin eğitimsizliği, ailenin çocuğu ihmal veya istismar etmesi, aile içi şiddet, yoksulluk, göç, sosyal destek sisteminin zayıflığı, kültürel değerler, anne babanın; denetim yetersizliği, yoksulluğu, kurumsal denetim yetersizliği, okul müfredatının zor olması, derste başarısızlıklar diye sayılır.
Sokağın risklerine gelince çocuklar için; birçoğu cinsel tacize uğramakta, dövülmekte, şiddet görmekte, sağlık sorunları nedeniyle birçokları hastalanmakta, yani gelişim bozuklukları göstermekte, sokakta olmalarından dolayı daha fazla trafik kazalarına sebep olarak arızalanmaktalar. Alkol ve uçucu madde bağımlılığı, bıçaklanma, hastalık ve benzeri şeylerden de ölüm meydana gelmektedir.
Çocuk ve Gençlik Merkezlerimiz: Sokakta yaşayan, çalışan çocuklar korunmaya muhtaç çocuklar kapsamında değerlendirmektedir. Kurumumuz bu çocuklarımıza, çocuk ve gençlik merkezlerimiz aracılığıyla 24 saat hizmet vermektedir.
Bu merkezler eşler arası anlaşmazlık, ihmal, hastalık, kötü alışkanlık, yoksulluk, terk ve benzeri nedenlerle sokağa düşerek sosyal tehlike ile karşı karşıya kalan veya sokakta çalışan çocuk ve gençlerin geçici süreyle rehabilitasyonlarını ve topluma yeniden kazandırılmalarını sağlamak amacıyla kurulan yatılı ve gündüzlü sosyal hizmet kuruluşlarıdır.
Hizmetler hâlen 33 çocuk ve gençlik merkezimiz ile yürütülmekte olup, toplam 23.872 çocuğa ulaşılmıştır.
Çocuk ve Gençlik Merkezlerinin İşlevleri: Sokakta çalışan ya da yaşayan çocukları saptamak, çocukların yaşam öykülerinin öğrenilmesi, ailelerini araştırmak, tıbbî kontrollerini ve psikososyal incelemelerini yapmak, çocukları kendi içlerinden ya da toplumdan gelecek tacizlere karşı korumak, tedavi kuruluşlarına yönlendirmek, aileye dönüş sürecine yönelik çalışmalarla çocuğu oraya hazırlamak, uçucu madde kullanan çocukları tıbbî tedaviye yönlendirmek ve sosyal rehabilitasyonlarına yönelik süreci başlatmak, acil ve zorunlu hallerde gece barınma olanağı sağlamak, tedavisi gerçekleşen çocuklarla meslekî rehabilitasyonu organize etmek, okula gönderme, meslek edindirme gibi faaliyetlere çocukları yönlendirmek.
Sokak çalışması ise, sokakta veya çocukların yoğun olarak bulundukları yerlerde yapılan psikososyal inceleme; gözlem, tespit, teşhis, yönlendirme ve meslekî müdahale süreçlerini içeren bir çalışmadır.
18 yaş öncesi fuhuş sektöründe çalıştırılan kız çocuklarının rehabilitasyonuna yönelik çalışmalarımıza gelince; Kasım 2002 tarihinde İstanbul Taksim Çocuk ve Gençlik Merkezi, Mart 2003 tarihinde Ankara Behice Eren Çocuk ve Gençlik Merkezi hizmete açılmıştır. Her iki merkez aracılığıyla toplam 170 çocuğa hizmet verilmiştir.
Sokağın en büyük risklerinden birisi, çocukların madde kullanımına geçişidir.
Çocuk Hakları Sözleşmesinin 30 uncu maddesi: Taraf devletler çocukların uyuşturucu ve psikotrop maddelerin yasa dışı kullanımlarına karşı korunması ve kullanılmasını önlemek amacıyla her türlü uygun önlemi alır.
Madde Bağımlısı Çocuklar: 33 çocuk ve gençlik merkezleri aracılığıyla bugüne kadar toplam 1785 madde bağımlısı çocuk tespit edilmiştir. Madde bağımlısı çocukların tedavisine yönelik, Haziran 2001 tarihinde İstanbul Yel Değirmeni Çocuk ve Gençlik Merkezi bünyesinde hizmete açılan tedavi ünitesine toplam 373 çocuk yönlendirilmiştir.
Madde bağımlısı çocukların tıbbî, psikiyatrik tedavisi ve rehabilitasyonuna yönelik uygulama önerisi:
Birinci adım tespit aşaması: Amaç, madde kullanan çocukları tespit etmek.
Bu sorumlu kuruluş SHÇEK. İş birliği yapılacak kurumlar ise Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sağlık Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, medya ve vatandaş ihbarları.
İkinci adım, tedaviye yönlendirme aşaması: Çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanması, merkezlere yönlendirilmesi, tıbbî tedaviyi kabul etmelerine yönelik ikna çalışmalarının başlatılması. Sorumlu kuruluş SHÇEK. İş birliği yapılacak kuruluşlar ise Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı.
Üçüncü adım tıbbî tedavi: Çocuğun maddeden arındırılması ve bağımlılıktan kurtarılması için kesinlikle medikal ve psikiyatrik bir tedavi görmesi lâzım. Sorumlu kuruluş Sağlık Bakanlığı. İş birliği yapılacak diğer kuruluşlar ise SHÇEK, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, ilgili üniversiteler.
Rehabilitasyon: Buradan da amacımız çocukların tıbbî tedaviden sonra madde kullanımından tamamen uzaklaşmaları, sosyal yaşama uyumları, kurallı yaşama geçişleri ve sorumluluk alma becerisini kazandırmak. Sorumlu kuruluş SHÇEK.
Rehabilitasyon çalışmalarıyla iş birliği yapılacak kurumlar, psikiyatrik destek, tarım ve hayvancılık, yani tarım hayvancılıkla meşguliyet tedavisi.
Boş zaman etkinlikleri ve atölye etkinlikleri, bir de aile çalışmaları diye başlıklarını söyleyebiliriz.
Beşinci adım iş ve meslek edindirme: Amaç, zamanlanmış bir görevi yerine getirme alışkanlığını kazanmış çocukların meslek edindirme ve işe yerleştirilmeleri gerekmektedir. Sorumlu kuruluşlar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İş-Kur Genel Müdürlüğü, Millî Eğitim Bakanlığı, Meslek Eğitim Genel Müdürlüğü. İş birliği yapılacak kuruluşlar ayrıca SHÇEK, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve gönüllü kişiler.
Altıncı adım olarak da, bu işlemleri bir izleme görevi veyahut bir kurul, bir İzleme Komitesi kurulması: İş edinen çocuklar içerisinden aileye dönebilecek olanların aile yanında, korunma altında alınmış çocukların ise iş yerinde ve kurumda izlenmeleri. Sorumlu kuruluş, SHÇEK, iş birliği yapılacak kuruluşlar, Çalışma Sosyal Yardım Bakanlığı Çalışan Çocuklar Bölümü, İş Teftiş Kurulu Başkanlığı, İş-Kur.
Uygulamanın tüm aşamalarında sivil toplum örgütleri, yerel yönetimler ve üniversitelerle iş birliğine özen gösterilir.
Sorunun çözümüne yönelik olarak, tasarlanan modelin aşamalarının detaylandırılması için teknik çalışma gruplarının oluşturulması, tasarlanan modelin hayata geçirilebilmesi için bakanlıklar arasında protokol imzalanması, ilgili bakanlıkların hazırlanacak protokol hükümleri kapsamında alt yapı çalışmalarını başlatması, bu modelin öncelikle İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya ve Diyarbakır illerinde uygulamaya konulması diyerek sözlerini bitirdi.
(Toplantıya verilen 10 dakika aradan sonra devam edildi).
Prof. Dr. Sema KUT (BAŞKAN);
“-Ben şimdi sözü uzatmadan teker teker söz vermek istiyorum. Yalnız, zamanımızı iyi kullanma açısından baştan özür dileyerek konuşmaları belli bir sürede sınırlayarak bu işi yapmak istiyorum. Çünkü, herkesin katkısını almamız gerekiyor diye düşünüyorum. Burada temsil edenler, yani çeşitli bakanlıkları ve kurumları temsil eden tüm temsilcilerimizin bu konuda düşündüklerini herhâlde kaydetmemiz bu konunun çözümü için çok önemli bir katkı olacak. O bakımdan, biraz sosyal adalete de riayet ederek herkese eşit biçimde zamanını sınırlayarak söz vermek istiyorum” diyerek sözü Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Genel Başkanı A. Faruk ÖZTİMUR’ a verdi.
Ahmet Faruk ÖZTİMUR- Konuşmasına şöyle başladı;
“-Değerli Hocam, tabi takıldığımız konular çok olunca, sorunlar çok olunca Ülkede çok konuşuluyor da çok az şeyler yapılıyor. Şimdi tabiî sosyal adalet söylediniz; sosyal adalette kürsüye çıkamıyoruz, konuşamıyoruz, merdivenden çıkamıyoruz, sosyal adaletin olmadığı yerlerde oluyoruz, ama tarihî bina diyoruz geçiştiriyoruz” diyerek devam etti.
“-Ayrıca, ben tabiî burada heyecanlıyım; çünkü bu 572 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede, yani kendi hazırladığımız, Başbakanlık Müşaviri olarak başkanlık yaptığım Kanun Hükmünde Kararname ile hem Danışma Kurulumuza, burada Özürlüler İdaresi Başkanının ve bizim olmamızı sağladık. Daha evvel ben bu kürsüye, buraya konuk olarak gelmiştim ve burayı terk etmiştik; özürlülerle ilgili bir konu vardı, yasa çalışması ve terk ederek gitmiştik. Ve 572 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede de, sağ olsun Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumunda çok değerli birikimli arkadaşlarım, başta Ülker ERGİN olmak üzere değerli arkadaşlarımın çabasıyla bu kanunları çıkarttık. Bu kanunun iskeletinde Ülker Hanımın çok emeği var. Bu emeğin içerisinde hem Toplum Merkezi, hem de Çocuk ve Gençlik Merkezinin kurulması kondu. Hâlbuki, Anayasaya göre alınan yetki kanunları kanun hükmünde kararnameler de özürlülerle ilgili olduğu için kanun iptal edilebilirdi; altı ay bir süresi vardı, iptal olmadı ve bu kanun da gerçekleşti.
Hemen bunu belirtmek istedim, tabii hemen hızlı, zamanı değerlendirerek; çocuk iş gücünün kullanımına tarım sektöründe, tamirhanelerde, fabrikalarda, evlerde hizmetçi olarak çalışan çocuklar var. Bu çalışan çocuklarla fazla ilgilenilmiyor; bu da Sosyal Hizmetler’in sorunu olmalı bence” dedi.
Ahmet Faruk ÖZTİMUR;
“-Çocuklar geçmişine, duygularına ve görüşlerine saygı duyulması gereken yetenekli, üretken insanlardır. Toplumsal, fiziksel, ekonomik ve kişisel yönleriyle iş, insana özgü bir faaliyettir. Olumlu yönde sosyalleşmeyi ve yetenek kazanmayı sağlayabileceği gibi, olumsuz koşullar çocuğun zihinsel ve eğitimine yönelik potansiyelini sınırlayan bedensel ve ruhsal gelişmesine köstek olan bazı tehlikeli şartlarda yaralanma, hastalık, özür, hatta ölümle sonuçlanan, ruhsal çöküntü yaratan uzun yıllar anlamına gelmektedir.
Sokaktaki çocuklar, ailelerinden giderek daha az destek alan, ailenin geçim sorumluluğunu sokaklarda, pazarlarda çalışarak paylaşmak zorunda kalan çocuklardır. Sokağın çocukları, günlük geçim mücadelesini ailelerden hiçbir destek almaksızın yalnız başlarına veren bir gruptur. Bu çocuklar genelde terk edilmiş diye adlandırılsa da, güvensizlik duygusu, istenmeme ve şiddete maruz kalma gibi nedenlerle onlar da ailelerini terk etmiş olabilirler. Ev ile olan bağları kopmuştur. Sektörler arası işbirliği içerisinde bu çocukların sağaltılmalarına yönelik önlemlerin acilen plânlanması ve hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Bazıları için sokak çocuğu olmak yaşamların bir evresi kapsamındadır. Bu insanlar yetişkin iş gücüne katılma yaşına geldiğinde sokağa terk ediliyorlar, ancak kaybedilmiş eğitim fırsatları çoğu kez vasıfsız geçici işlerde çalışacak, yani işsiz bir yaşam anlamına geliyor bu da. Bunlar burada iyi beslenemiyorlar, sağlıkla ilgili sorunları artıyor, beden gelişimleri, giysi, hijyen sağlanamıyor, şiddete uğruyorlar, kontrol edilemez bir şiddet içeriyorlar, sevgi gibi duygularını hissetme yeteneklerini kaybediyorlar, ahlâkî değerleri yok oluyor, oyun oynayamıyorlar.”
Ahmet Faruk ÖZTİMUR;
“-İşte, burada var olan sorunun çözümü için önlem alınması gerekiyor. Ancak çalışmaların aile ve çocuk hizmetine, yani aile ve çocuğun desteklenmesi biçimine dönüştürülmesi, olabilecek en yüksek katılımın teşvik edilmesi ve sağlanması gerektiğini belirterek sözlerine devam etti.
“-Bu çocuklarla çalışmak için iki temel kural vardır. Programın başarıya ulaşmasında temel engel, kendi tutumlarımız ve temel kaynak olan çocukların potansiyellerinin kullanılmamasıdır. Kendilerinin ve ailelerinin sorumluluğunu yüklenmiş olan çocukların da kendileri için bir görüşleri var, görüşlerinin sorumluluğu gerekmektedir. Çok az kişi bu çocukları dinliyor, onların yetenekleri ve kapasitelerinden yararlanıyor.
Çalışan ve sokak çocuklarıyla ilgili çalışmalarda yiyecek, sağlık bakımı, barınak ve eğitim gibi hizmetlere yoğunlaşma var. İnsanlar, evsizleri ve çalışan çocukları düşündüklerinde ilk akla gelen tabiî ki yiyecek ve barınak oluyor. Bunlar sadece ilk yardım, 19. yüzyılda çözümleri, bu bağımlılık yaratabilir. Çalışmaları yalnız gelişmeye ve önlemeye yönlendirmek de mümkün değil; çeşitli tehlikelerle karşı karşıya kalmış, çok korkmuş, açlığın ve hastalığın pençesine düşmüş çocukları ve bu sorunları yok sayamayız.
Bu anlamda sokak çocukları ve çalışan çocuklar sürekli bir aciliyet ya da afetzede durumundadır. Acil yardım ihtiyacı var; ancak bu yardım uzun vadeli bir çözümün parçası olacak biçimde plânlanırsa azamî yarar sağlanır” dedi ve konuşmasını bitirdi.
Prof. Dr. Sema KUT (BAŞKAN), A.Faruk ÖZTİMUR’a teşekkür ederek;
“-Yalnız, burada çalışan çocuk ya da çocuk işçiliği ve sokak çocuklarını herhâlde ayırt ederek konuştunuz. Çünkü çalışma yaşamı başka bir şey, onun ayrıca ele alınması gerekiyor. Çünkü kaçak çalışan çocuklar var, yani iş sektörlerinin kaçak olarak çalıştırdığı ya da kanuna aykırı olarak çalışan çocuklar var, o da ayrı bir grubu oluşturuyor; fakat biz burada daha çok sokak çocuklarıyla ilgiliyiz” dedi.
Ahmet Faruk ÖZTİMUR, sözünü;
“- Meselâ eğitim almamış ve bu konudaki sokak çocuğu olan insanların bir sıkıntısı var; eğitimi kaçırdığı anda vasıfsız işçi hâline geliyor. Vasıfsız işçi alanı demek işsiz demektir, yani daimî bir iş hâline gelmemesidir; o da potansiyel olarak suç unsuru hâline gelmiştir, o bağlamda” şeklinde tamamladı.
Prof.Dr.Sema KUT(BAŞKAN),
“-Evet, çünkü onun için de biliyorsunuz, Türkiye’de yapılan ayrı bir çalışma oldu, “AYPEK” çalışması var, ILO’nun yaptığı çalışma.
Katkılarınız için teşekkür ediyorum” dedi ve “diğer söz almak isteyenler, lütfen” diye sordu ve “söz alanlardan bir ricam var, kendilerini tanıtsınlar, hangi kurumlardan geliyorlar, onu kaydetmekte yarar olacak, buyurun efendim” diyerek söz isteyen Yüksek Öğretim Kurumu Başkanlığı Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tahsin KESİCİ’ye söz verdi.
Prof. Dr. Tahsin KESİCİ; Yüksek Öğretim Kurulundan geldiğini belirterek söz aldı ve
“-Konu çok önemli ve çok boyutlu, o bakımdan da çok kısa öneriler şeklinde konuşacağım” diyerek konuşmasına başladı.
Prof. Dr. Tahsin KESİCİ;
“- Şimdi birçok kuruluştan biz buraya çağrılmışız, demek ki hepimizin görevleri var demektir. O hâlde bu görevin yürütücülüğü de Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğüne verilmiştir. İyi bir konuyla gelinmiş, “sokak çocukları ve sokağın çocukları” iyi bir ayrım. Bunlardan en acil olanı bence sokağın çocuklarının problemidir, burada kendileri onları en iyi şekilde söylediler. Benim önerim, bu Genel Müdürlüğün, bunların problemlerini ele alarak bizlere görev vermesi, bizlerden görev talep etmesidir. Yazılı olarak bir sonraki toplantıda da burada rapor verilmeli. “(X) kuruluşuna şöyle bir müracaatta bulunduk, 10 tane isteğimiz vardı, 10’u da kabul edildi teşekkür ederiz; (Y) kuruluşunda 15 tane istekte bulunduk, 10 tanesi karşılandı, 5 tanesi karşılanamadı” diye burada bir döküm yapılması gerekir. Organizasyonunu da Genel Müdürlük yapmalı” dedi.
Prof. Dr. Tahsin KESİCİ;
“-Sayın Genel Müdür şöyle belirtmişti, benim aklıma hemen gelmişti, bu yetkinin kötüye kullanılması. Bunun için de bir kurul oluşturulur; o kurul, yardım almak isteyen, iş bulmak isteyen kişinin ailesini ve kendisini etraflıca inceler ve hemen anlaşılır gerçekten istismar ederek kendine iş bulmak için mi sokağa düşmüş gösteriyor kendini, yoksa gerçekten sokağın çocuğu mu olduğu, bu ayırt edilebilir.
Bir diğer husus da, kurulun kurulduğu zamanki gelir kaynakları bugüne kadar Türkiye’nin büyüdüğü oranda büyümemiştir. Onun için de gelir kaynaklarını artırıcı önlemler bir an önce alınmalıdır. Birçok vakıf, nereye müracaat etseniz para topluyor, ama Çocuk Esirgeme Kurumunun sadece kavgalı bir kurban derisi meselesi var, onun dışında da, ta eskiden kalma kaynakları bile devletin verdiği kaynaklardır.
Ayrıca, bu çocukların durumları basında, televizyonda halka anlatılmalıdır, bunların yolları bulunmalıdır. Yardım yapacak birçok kişi ve kuruluşlar vardır, kaynaklarını artırılması bakımından bunlar harekete geçirilmelidir. Sokakta hep rastlıyoruz tiner çeken çocuklara, buradaki gördüğümüz çocuklardan, benim evim Tandoğan’da, zaman zaman görüyorum, naylon torbanın içerisinde tiner, orada çekiyorlar, kendi aralarında şakalaşıyorlar. Böyle bir durum görüldüğü zaman da haber verilecek telefonları halka duyurmalıdır. O zaman da o çocuklar topluma kazandırılmak için ne gerekiyorsa o yapılmalıdır. Bunun en iyi yolunu yine Genel Müdürlük, oluşturacağı bir kurulla veyahut uzmanlarıyla, eğer yetersizse uzman sayıları artırılarak bu yapılmalıdır” dedi ve dinleyenlere teşekkür etti.
Prof. Dr. Sema KUT (BAŞKAN) - Prof.Dr. Tahsin KESİCİ’ye teşekkür ederek;
“-Benim toparlayabildiğim kadarıyla, siz bir kurulun kurulması yönünde konuşuyorsunuz, yani öyle bir kurul olsun ki, bu çocukları iyice incelesin diyorsunuz” dedi.
Prof. Dr. Tahsin KESİCİ konuşmasını;
“- İşe yerleştirirken, istismar edilmemesi için ve diğer yönetimlerle sıkı iş birliği yapılması, bazı belediyelerle” şeklinde tamamladı.
Prof. Dr. Sema KUT (BAŞKAN)- Prof.Dr. Beril TUFAN’ın söz istediğini belirterek;
“- Beril Hanımı ben isterseniz takdim edeyim. Tanıdığım için söylüyorum, çünkü benim sevgili öğrencim başlangıçta, şimdi de çok sayın meslektaşım ve Danışma Kurulu üyesidir kendisi de dedi ve Prof. Dr. Beril TUFAN’ a söz verdi ..
Prof.Dr.BERİL TUFAN konuşmasına;
-“Ben Sayın Tahsin Hocamın söylediğinden hareketle birkaç şey söylemek istiyorum” şeklinde başladı.
“-Gerçekten YÖK üyesi olarak burada bulunmasından dolayı çok mutluyum. Şu anlamda mutluyum: Bir parça sesimizi duyurabilmek için bu fırsatı değerlendirmek istiyorum.
Efendim, bu Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu adıyla anılan Genel Müdürlük, bizim çocukluğumuzdan itibaren başlayıp değişik isimlerle ortaya çıkmış, ama aslında bir sosyal hizmet kurumudur. Sosyal hizmet kurumunun temel işlevi sosyal hizmet yapmaktır. Bu sosyal hizmetin yanı sıra sosyal yardım da bunun içindedir gayet tabiî. Burada biz yıllardır, ben sosyal hizmet uzmanıyım ve bu okulda okudum, şu anda 58 yaşındayım, yani 40 yıllık neredeyse bu işin içindeyim ve biz hâlâ arayış içindeyiz. Bu tabiî, Sayın Genel Müdürün de söylediği gibi gerçekten bazı şeyleri bir ileri, iki geri giderek gerçekleştiremediğimizi gösteriyor. Değişim, tabiî ki zaman zaman çok yararlı değişimler yaşadık, ama zaman zaman tekrar keşfetmeye çalıştık olayları.
Şimdi, her kurumun aslî görevi olan bir eleman kitlesi vardır. Sayın Hocamın dediği gibi, bir uzmanlar kitlesi de bu kurumun gerçek sahibidir ve gerçekten sosyal hizmet uzmanları bu kurumda çalışır ve “gerekirse çoğaltınız” dediniz, bu mümkün olmamakta maalesef. Ben özellikle bunu dile getirmek istiyorum; sosyal hizmet uzmanları olmasa sosyal incelemeyi kim yapacak? Sosyal hizmet uzmanları olmasa sokak çalışmasını kim yapacak? Hangi bir meslek elemanı sokakta çalışır? Hangi öğretmen, hangi meslek elemanı ya da doktor sokakta gece yarısı bu çocuklarla çalışarak bunlara yardımcı olur? Bu zaten onlardan beklenen bir şey değil; ama bu sosyal hizmet uzmanının görevidir ve sosyal hizmet uzmanları bunu da gerçekten büyük bir özveriyle yapmaktadır.
Şimdi sonuç olarak şunu söylemek istiyorum çok uzatmadan: Biz Türkiye’de tek bir okuluz, okul idik; Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksek Okulu olarak 40 yıldır uzman yetiştirmekteyiz. Ben ikinci dönem mezunuyum. Sema Hocam yurt dışında bunu öğrendi geldi, bizleri ve çoğumuzu eğitti, çoğumuzu değil hepimizi eğitti tabiî ki. Şimdi biz öyle bir sıkışık durumdayız ki, Avrupa müktesebatında sosyal hizmet uzmanı bir numaralı görevlendirilen elemandır bu tür kurumlarda. Ama aile mahkemelerinde sosyal hizmet uzmanı olmak zorundadır, elde mevcut değildir. Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Vakıflarında sosyal hizmet uzmanı çalışmak zorundadır, sayımız yeterli değildir. Şimdi bizim en büyük sıkıntımız çoğalamamak. Sosyal hizmet okullarının artırılması gerekir.
Bir iki arkadaşımız Başkent Üniversitesinde yeni bir bölüm açtılar, Sağlık Bilimleri Fakültesi altında; tabiî onlar yeni başladığı için iki üç öğrenci, bu sene 30 öğrenciye çıktı, ama bu yetmez Sayın Hocam. Bize lütfen yardımcı olun; değişik üniversitelerde, özellikle büyük kentlerde sosyal hizmet fakültesi hâlinde açılmamıza katkı verin lütfen. Ve Sayın Milletvekilim, size de bilhassa bu konuda mutlaka bize yardımcı olacağınız inancıyla dilekte bulunuyorum, gerçekten Mecliste de bunun dile getirilmesi gerekir.
Bunu niçin istiyoruz? Bunu işte bu çocuklar için istiyoruz. Bunu, hepimizin çalıştığı yerlerde karşılaştığımız yardıma muhtaç insanlar için istiyoruz. Nasıl ki biz bir hekimin işini yapamazsak, sosyal hizmeti de sosyal hizmet uzmanı yapar Sayın Hocam. Bu konuda özellikle katkılarınızı ve yardımlarınızı diliyorum.
Efendim, bu proje ile ilgili olarak sizi kutluyorum; gerçekten çok başarılı, çok güzel bir proje hazırlanmış. Bu projede emeği geçen değerli arkadaşlarıma ve size başta olmak üzere teşekkür ediyorum. Tabiî ki proje bir teknik iştir, bunun için mutlaka burada bir ekip kurulması gerekir. Her sektör buna nasıl katkı vereceğini söyleyebilir ve bu ekip bu projeyi yüklenebilir. Ben kendi adıma şunu söylüyorum: Profesyonel yardım için profesörlerimiz, doçentlerimiz size katkı verecektir, her zaman bu tür projelerde görev alacağız ve yanınızda olacağız.
Hepinize teşekkür ederim” dedi ve konuşmasını bitirdi.
Prof. Dr. Sema KUT (BAŞKAN);
“-Kuşkusuz, toplumda her mesleğe atfedilen ve verilen belli görevler var. Muhakkak ki, bu görevini yerine getirirken diğer mesleklerle de işbirliği yapar, beraberlik kurar, bir arada çalışır; ama, bir orkestra olarak düşünecek olursak hepsini, bir orkestra şefi olur o alanda. Şimdi sosyal hizmetler alanında bir orkestra kurarsak, bunun şefi gayet tabiî ki sosyal hizmet uzmanı olacaktır, oradan güzel seslerin çıkmasını o temin edecektir; ama o güzel sesleri çıkaran elemanlar da oraya büyük katkılarda bulunacaktır. Yani bu, ahenkli bir sesin çıkmasını temin etme görevidir. Doktor da öyle değil mi, mühendis de öyle değil mi, öğretmen de öyle değil mi: O bakımdan, tabiî ki bu konuda sosyal hizmet uzmanlarına düşen görevi lâyıkıyla yapabilmelerine olanak sağlamak gerekiyor. Çok teşekkür ediyorum” dedi.
Prof. Dr. Sema KUT (BAŞKAN);
“-Diğer söz isteyenler?” diye sordu ve Prof.Dr.Ertan KAHRAMANOĞLU’na söz vererek; ben hemen söyleyeyim, sevgili Ertan da benim öğrencim, şimdi meslektaşım. Çocuk Hakları Sözleşmesinin ilk raporunu da Cenevre’de Türk Raporu olarak beraber sunduk. Yani şunu söylemek istiyorum ki, raporumuz çok iyi karşılandı, az eleştiri alan bir rapor oldu” dedi.
Doç. Dr. Ertan KAHRAMANOĞLU - Teşekkür ederek konuşmasına başladı.
“-Ben sözlerime başlamadan önce, Sosyal Hizmetler Danışma Kurulunun saygıdeğer üyelerini saygıyla selâmlıyorum.
Madem Hocam Cenevre’deki Türkiye Raporundan bahsederek beni tanıttı, ben de hemen şunu söyleyeyim: Birleşmiş Milletlere üye devletler, Çocuk Hakları Sözleşmesini imza etmiş olan üye devletler, ki ancak iki devlet imzalamamış durumda, her beş yılda bir Birleşmiş Milletlere rapor vermek zorunda. Bu rapor, o ülkelerin çocuk haklarıyla ilgili gelişmelerini ifade eden, içeren ve geleceğe yönelik plânlarının ne olduğunu Birleşmiş Milletlere sunan bir rapor. Bu rapor da, Birleşmiş Milletlerde kurulmuş olan Çocuk Hakları Komisyonunda incelendikten sonra gerekli değerlendirmeye tâbi tutulan bir rapor.
Tabiî, iş bu kadar basit değil. Bu neredeyse bir mahkeme. Bizzat gidip gördük 2001 yılında; Cenevre’de Birleşmiş Milletler binasında kocaman bir salon, salonun yüksek kısmında komisyon üyeleri oturuyorlar, üye ülkeler temsilcileri geliyor, raporlarını sunuyorlar. Ondan sonra bir gün boyunca, sabah 9’da girdik, 6’da çıktık. Bir gün önce de Danimarka girmişti. Ve bütün ayrıntılarına kadar, her türlü... Yalnız hükûmet tarafından sunulan rapor da değil, sivil toplum örgütleri tarafından sunulan raporlar var her ülke ile ilgili, öbür tarafta Birleşmiş Milletlere değişik kanallardan giden bilgiler var; o çerçevede çok derin bir incelemeye tâbi tutuyorlar. Dolayısıyla bizim, korktuğumuz başımıza gelmedi. Heyetimiz Murat Sungar’ın başkanlığındaydı, Sayın Murat Sungar çok iyi bir sunuş yaptı, açılış yaptı ve korktuğumuz başımıza gelmedi. Ama Sayın Genel Müdürüm, madem Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu koordinatör kuruluş, çocuk haklarının Türkiye’deki gelişimini koordine eden ve Birleşmiş Milletlere karşı raporlaştırıp Türkiye’nin durumunu aktarmada koordinatör, odak kuruluş; zamanımız kalmıyor, bizim bu raporu en geç 2005 yılının başında sunmamız gerekiyor. Yani bir yılımız kaldı. Bir yılımız kaldı ve bu raporu çok ciddî olarak hazırlamamız gerekiyor, daha doğrusu, Türkiye olarak hazırlamamız gerekiyor. Onun için de çalışmalara hemen başlamakta yarar var, yine çok geç kalıyoruz. Yani, yumurta kapıya gelince ne olduğu hepimiz tarafından belli, onun için bunu hemen, acil olarak gündeme almakta büyük yarar var.
Geçtiğimiz son günlerde çocuk hakları ve çocuk refahı konusunda çok önemli çalışmalar yapıldı, çok bilgi birikimi var, gerçekten büyük bilgi birikimi var. Bütün kurumlar bu konuya çok etkili bir şekilde eğilmeye başladılar; Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı çeşitli yönlerden ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla sivil toplum örgütleri. Yani, Türkiye’de artık bu konu çok ciddî bir biçimde ele alınmaya başlandı.
Bunu ben esas konuşma süremin dışında bir süre olarak kabul etmenizi rica ediyorum, çünkü söylemek istediklerim bunlar değildi, siz hatırlattınız; böylece bir gündem maddesi oluşturduk diye düşünüyorum.
Sayın Başkan, ben Ertan Kahramanoğlu, 1962 yılında Sosyal Hizmetler camiasına öğrenci olarak girdim ve hâlâ Sosyal Hizmetler camiasında bir nefer olarak çalışıyorum. Yani ömrümün dörtte üçü Sosyal Hizmetlerde geçti. Şu anda Başkent Üniversitesinde Sosyal Hizmetler Bölümünde öğretim üyesiyim. Ömrümün, iş yaşamının büyük bir kısmı ve belki de en öğretici, yani büyük bir haz duyarak çalıştığım yılları bu çatı altında 10 yılımı vererek geçti.
Ne mutlu bana ki, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununun yürürlüğe girmesini Büyük Millet Meclisinde izleme fırsatına sahip oldum. Ne mutlu bana ki, ilk Danışma Kurulu, Sosyal Hizmetler Danışma Kurulunun bu çatı altında toplanmasında şu sıralarda oturma fırsatına sahip oldum, şerefine nail oldum.
Ben bu Sosyal Hizmetler Danışma Kurulunu çok önemsiyorum ve bu kurulun da üyesi olmaktan büyük onur duyuyorum. Bu nedenle, bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımıza bir kere daha teşekkürlerimi ve minnetimi ifade etmek istiyorum.
Neden önemli Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu? Çünkü Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu, Türkiye’deki sosyal hizmetlerin ve sosyal hizmetlerle ilgili uygulamaların koordinasyonu, gelişmesi ve temel politikaların oluşturulması açısından tüm kamu kurum ve kuruluşlarıyla, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla, ki Sosyal Hizmetlerin öyle ilgisiz diye bakabileceğimiz kamu kurum ve kuruluşları çok azdır aslında ve bunun yanı sıra toplumun öz kaynağını oluşturan sivil toplum örgütleri ve merkezî hükûmetin yanı sıra yerel yönetimlerin temsilcilerinin katılmasıyla oluşan bir kuruluştur.
Bu, sanıldığı ve uygulamada görüldüğü gibi Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünün bir danışma birimi değildir; tüm Türkiye’deki Sosyal Hizmetlerin koordinasyonundan ve Sosyal Hizmetlerin temeldeki oluşumundan sorumlu bir danışmanlık görevini üstlenmiş olan bir kuruldur. Zaten 2828 Sayılı Kanunun kuruluş maddesine baktığımızda, ki 5. madde, bunu açıkça görüyoruz. İki kuruluş kurmuştur 2828 Sayılı Kanun; biri Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu, ilgili bakanın başkanlığında. O zamanki ilgili bakan Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanıydı; daha sonra Başbakan, tabiî kendisi doğrudan doğruya uygulamayı, birimin sorumluluğunu üstlenme durumunda olamayacağına göre Devlet Bakanı sorumlu oldu ve bu kurulun görevi Devlet Bakanının başkanlığında yürütülüyor.
İkincisi de, uygulayıcı bir ihtisas kurumu.
Bu demek değil ki, bütün sosyal hizmetler SHÇEK’in sınırları içinde oluşuyor ve sınırlarında bitiyor. Böyle bir görüşe sahip olunduğunu tahmin etmiyorum ama, böyle bir görüş veyahut da böyle bir görüşün varlığı söz konusu ise bu doğru bir görüş değil. Çünkü Sosyal Hizmetler, çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra yerel yönetimler vasıtasıyla ve özel hukuk tüzel kişilikleri vasıtasıyla da oluşturulması gerekli hizmetler.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun görevi ne? Temelde ihtisas kurumu olarak, temelde örnek bir çalışma içinde olmak ve sosyal hizmetlerle ilgili norm ve standartları belirlemek Türkiye’de ve bu norm ve standartlara uygun olarak hizmetlerin takibini yapmak ve bu norm ve standartlara göre hizmetlerin gelişmesini sağlayıcı, teşvik edici çalışmalar içinde olmak, hem üst bir kuruluş, hem de örnek teşkil edecek uygulayıcı bir kuruluş. Kesinlikle hizmetleri tekeline almış olan bir kuruluş olmaması gerekli, böyle görülmemesi gerekli. Biraz böyle görüldüğü için Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bugünlerde, son yıllarda da belki de, Sayın Genel Müdürümüzün biraz yeni olarak gördüğü objektif değerlendirme çerçevesindeki ortaya çıkan durumla karşı karşıya kalıyoruz.
Şimdi bunları söyledikten sonra, Sosyal Hizmetler Danışma Kurulunun görevlerinin çok etkili bir şekilde yerine getirilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum. Bunu da işletecek olan, bu işten sorumlu olan bakandır ve ona sekreterya görevini üstlenmiş olan, ona sekreterya hizmeti açısından yardımcı olacak olan SHÇEK Genel Müdürlüğüdür. Ancak, maalesef Sosyal Hizmetler Danışma Kurulları tam olarak işletilemedi, buna paralel olarak illerdeki Sosyal Hizmetler Kurulları da, il Sosyal Hizmetler Kurulları da çok gerekli, yerel yönetim açısından son derece önemli, çok fazla işletilemedi, işletilmesi gerekli.
Şimdi konumuz, madde bağımlısı çocukların, sokakta yaşayan ve madde bağımlısı olan çocukların rehabilitasyonu , tedavisi. Bu, aslında çocuk refahı konusunun bir parçası, buz dağının tepesindeki görülen bir nokta. Yine resmî rakamlardan anlıyoruz ki, bugün Türkiye’de 1700 küsur, bilemediniz 2000 madde bağımlısı çocuk var. Türkiye, bu çocukların hepsini şu anda rehabilite edebilecek, tedavi edecek ve ardından rehabilite edebilecek güce sahip olması gerekir. Sayı itibariyle çok fazla gibi gözükmüyor, ama yine biliyoruz ki bu sorun gün geçtikçe katlanarak artma istidadı gösteren bir sorun.
Bence bu sorun aslında bir sonuç, toplumdaki sosyal ve ekonomik olguların bir sonucu. Biz sonuçlarla çok fazla uğraşıyoruz. Sonuçlarla uğraşacağız ama, sonuçların oluşmasına neden olan satıhlarla da ilgilenmemiz gerekiyor. Eğer o satıhlarla ilgilenme fırsatı bulur, sistemi ona göre oluşturma çabası içinde olursak, tahmin ediyorum sorunu belki daha minimize edeceğiz ve daha küçülteceğiz ve dolayısıyla belki sorunla daha kolaylıkla baş etme imkânına sahip olacağız. Çünkü, eğer o satıhlara eğilme imkânı bulamazsak, o zaman sorun tahminimizin çok ötesinde, sayı itibarıyla da, etkisi itibarıyla da büyüyor ve bununla baş etmemiz de son derece güç oluyor.
Şimdi, bence bu madde bağımlısı çocukların bir sonuç olması neye bağlı? Sokaktaki çocukların bulunmasına bağlı. Yani, ister buna sokaktaki çocuk diyelim, isterse sokağın çocuğu diyelim, yani ya gününü, bütün gününü, sabahtan akşama kadar sokakta geçirsin, sokağı mesken etsin veyahut da gününün büyük bir kısmını sokakta geçirip geceleri de kendi ailesinin yanına dönsün, ne olursa olsun sorun burada.
Şimdi, sorun burada ama bu nereden kaynaklanıyor? Bu yine, bence ailenin çocuğuna gerekli olan ihtimamı gösterememesinden, ailenin zaafa uğramasından, çocukla ilgili bakım, koruma ve onu yetiştirme yönündeki sorumluluklarını ve görevlerini yerine getirmede zafiyete uğramasından kaynaklanıyor. O hâlde bu sorunun üzerine gitmemizde büyük yarar var. Tabiî ailenin bu zafiyeti de, ailenin içinde bulunduğu toplumsal sorunların, toplumsal özelliklerin, çevre faktörlerinin aile üzerindeki olumsuz etkilerinden kaynaklanabiliyor. İşte bunlar ekonomik açıdan olabiliyor, sosyal açıdan olabiliyor, kültürel açıdan olabiliyor, hatta siyasî açıdan, hukukî açıdan da etkiler söz konusu olabiliyor.
Prof. Dr. Sema KUT (BAŞKAN);
-“Sayın Hocam, biraz toparlar mısınız?” diyerek, Doç.Dr.Ertan KAHRAMANOĞLU’ndan sözlerini toparlamasını istedi.
Doç. Dr. Ertan KAHRAMANOĞLU
“- Hayhay efendim; çok teşekkür ederim” diyerek konuşmasını sürdürdü.
“-Bu nedenle benim önerim şudur: Bugünkü sistemi, yani bir taraftan sonuçlarla uğraşalım ama, sonuçların ortaya çıkmasına neden olan temeldeki alanları da boş bırakmayalım, onların üzerine eğilelim; bu da ailedir. Dolayısıyla, özellikle çocukların koruma hizmetlerinde son yıllarda bütün dünyada üzerinde durulan yaklaşım, aile birliğinin korunması yaklaşımıdır. Bu yaklaşım, çocuğun kendi evi dışında bir kuruma yerleştirilmesi yerine, ailesine gerekli hizmetlerin sağlanması yoluyla kendi öz ailesi yanında yaşamına devam etmesinin olanaklı hâle getirilmesini ifade etmektedir. Bu yaklaşımla ilgili olarak çok teknik uygulamalar söz konusu.
Şimdi bu teknik uygulamaları kim yerine getirecek? Bu teknik uygulamaları, acaba birbirinden kopuk çalışan, birbiriyle bağlantısı tam olmayan idarî mekanizmalar ne kadar Türkiye çapında etkili bir biçimde yerine getirebilir? Acaba, bu teknik hizmetlerin etkili bir şekilde yerine getirilebilmesi için bir ihtisas kurumu marifetiyle yol gösterici, düzenleyici ve örnek çalışmaları başlatıcı bir kuruluşa ihtiyaç yok mudur?
Bence Sosyal Hizmetler bir ihtisas alanıdır. Dolayısıyla, sosyal hizmetlerin yerine getirilmesiyle ilişkili olarak şu günler içinde yeniden düzenleme çalışmaları çok yoğun bir şekilde gerçekleşiyor. Şu anda, biraz önce Sayın Genel Müdürümüz bahsettiler, üç yaklaşım var, üç çalışma var, üç kanun çalışması var; bakalım hangisi kabul olacak, belki de hiçbiri olmayacak da bugünkü durumda devam edecek.
Bu nedenle ben bunu çok önemsiyorum ve müsaade ederseniz Sosyal Hizmetlerin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili görüşlerimi madde hâlinde kısaca belirtmek istiyorum.
Çünkü bunların Danışma Kurulunun gündemine yazılı olarak girmesini sağlamak istiyorum; sabrınıza teşekkür ederim.
Şimdi Sosyal Hizmetlerde gerçekleştirilecek yeniden yapılandırmada, şu belirtmekte yarar gördüğüm dokuz hususun bence mutlaka dikkatle ele alınması gereklidir diye düşünüyorum.
1- Sosyal Hizmetler ile sosyal yardım uygulamalarını bütünleştirici bir özelliğe sahip olmalı, bu sistem sosyal koruma sisteminin bir parçası olarak düzenlenmelidir. Tabiî, sosyal koruma sisteminin özelliğine zamanımız yok, giremiyorum, ama sosyal koruma sisteminin bir parçası olarak düzenlenmesi gerektiğini vurgulamak istiyorum.
2- Anayasamızda öngörülen sosyal hukuk devleti olma ilkesini, 8. Beş Yıllık Kalkınma hedeflerini, Avrupa Sosyal Şartı ve uluslararası sözleşme hükümlerini, bunların yanı sıra Avrupa Birliği müktesebatının üstlenilmesini ilişkin Türkiye Ulusal Programına uygun özellikler taşıması gereklidir. Bu saydığımız temel yazılı kaynaklar bizim temeldeki taahhütlerimiz aslında ve 8. Beş Yıllık Kalkınma planı bir kanun. Orada o kadar açık, net hedefler var ki, acaba bunların ne kadarına karşı sosyal hizmetler açısından bilinçliyiz ve ne kadarını gerçekleştirme niyet ve çabası içindeyiz?
3- Sosyal hizmetler ve sosyal yardımların yaygın ve etkili bir şekilde sunulmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır.
4- Sosyal hizmetler ve sosyal yardımların bir lütuf değil, çok önemli bu, sistemi oluşturacak temel felsefe burada yatıyor, bir lütuf değil hak esasına dayalı olarak sunumunu sağlayacak temel felsefeye sahip olmalıdır. Eğer hak olarak kabul ediyorsak, sistemin ve sistemi işletecek olan mekanizmaların da oluşmasını buna göre ayarlamak ve gerçekleştirmek durumundayız.
5- Yerinden yönetim anlayışı doğrultusunda devlet, kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, özel hukuk tüzel kişileriyle gerçek kişilerin güçleri oranında sistemde yer almalarını ve aralarında güç birliği oluşturmalarını olanaklı kılacak özellikler taşımalıdır.
6- Sosyal hizmetler ve sosyal yardım sisteminin yerinden yönetim anlayışı esasına göre kurulmuş ve işleyişe sahip kılınmış bir ihtisas kurumu vasıtasıyla işlerliğinin sürdürülmesi, geliştirilmesi ve gerekli eş güdümün sağlanmasını olanaklı kılmalıdır.
7- Hizmetlerde norm ve standart birliğinin sağlanmasını gerçekleştirme kabiliyetini gösterebilecek bir yapıda olmalıdır.
8- Sistemin önemli bir unsurunu oluşturan insan gücü kaynaklarının niteliğini yükseltecek, biraz önce Beril Hanımın açıkça ifade ettiği konu; hizmetlerin işinin ehli, sosyal hizmetler ve sosyal yardım alanında eğitim görmüş profesyonel elemanlarca yürütülmesini sağlayacak nitelikte olmalıdır.
9- Sosyal hizmetler ve sosyal yardımların dinamik ve etkili bir şekilde sunulmasını gerçekleştirebilecek bir özelliğe sahip olmalıdır.
Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim” dedi ve konuşmasını tamamladı.
Prof. Dr. Sema KUT (BAŞKAN);
“-Efendim, başka söz almak isteyenlerimiz var mı ?.. Buyurun, başka bir sosyal hizmet uzmanımız diyerek Kızılay Genel Başkanlığı Sağlık ve Sosyal Hizmetler Müdürü Dr.Tevfik ÇEVİKBİLEN’e söz hakkı verdi.
Dr.Tevfik ÇEVİK BİLEN konuşmasına;
“-Hocam, ben de sizin öğrencinizim, hem okuldan, hem de doktora düzeyinde de” diyerek başladı ..
“-Efendim, Sayın Müsteşar Yardımcım da gayet iyi bilirler, geçmişte beraber meslek arkadaşı olarak Sağlık Bakanlığında çalıştık. 30 yıl hizmetten sonra Sağlık Bakanlığından emekli oldum ve Kızılay’da bir nevî gönüllü sağlık ve sosyal hizmetlerinin geliştirilmesi, yeniden yapılanması konusunda görev aldım; 3-3 ,5 yıldır da bu görevde hizmetimi sürdürmeye çalışıyorum.
Efendim, Sosyal Hizmetler’de üçüncü sınıftayken, Emniyet Çocuk Bürosunda stajımla ilgili olarak bu konuyla ilgilendim ve o zaman, hiç unutmuyorum bir komiserimiz vardı, Hikmet Hanım, “Haydi çocuklar beraber gidiyoruz” derdi, atlardık arabalara, gece yarısı Siyasal’ın kaloriferinin yandığı, kazanlarının olduğu yerde çocuklar kıvrılmış uyuyorlar. Onları uykudan uyandırırdık, arabalara atar, Anafartalar’da karakol vardı; Merkez Karakol, oraya getirirdik koyardık, emanet ederdik. Bu sefer çıkardık, neresi, istasyonların olduğu yer; gar, terminaller, oralardan toplardık götürürdük ve onların hepsini bir minibüse doldururduk, ekip hâlinde Emniyet Çocuk Bürosunun olduğu Keçiören’e götürürdük, sabaha kadar o çocukları barındırırdık. Sabah da yapılacak bir hizmet olmazdı, ellerine birer lira dolmuş parası verilirdi, haydi güle güle çocuklar denirdi. Derdim, “Sayın amirim ne yaptık buna, bunlara ne hizmet verdik?” “İstatistiklere geçti” derdi.
O günlerden bugünlere gelmek hakikaten övgüye değer. Türkiye’de sağlık ve sosyal hizmetleri beraber aldım hep, bugüne kadar geliştirilmesi konusunda da elimden geldiği kadar çalışma yapmaya çalıştım. Uzmanlık tezim “çalışan çocuklar”, doktora tezim yine “çalışan çocuklar ve aileleri.” Bu konu benim özel ilgi alanıma girdiği için heyecanlandım ve söz istedim.
Benim bir önerim var. Türkiye Kızılay Derneği bir sivil toplum kuruluşu. Sayın Müsteşar Yardımcım izin verirlerse, sağlığın tanımını, Dünya Sağlık Teşkilâtının tanımını hatırlatarak başlamak istiyorum.
Dünya Sağlık Teşkilâtı, sağlığı yalnız hastalık ve sakatlığın olmama hâli değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hâlidir diye tanımlıyor. Demek ki, biz bu sağlık kapsamında konuyu ele alacak olursak, o zaman bir bütün olarak... Nitekim Çocuk Hakları Bildirgesinin 23. maddesinde de, belirtti Sayın Genel Müdürüm, orada da bu yaklaşım ele alınıyor.
Demek ki birbirini tamamlayıcı, koruyucu, yani önleyici, koruyucu, tedavi edici, rehabilite edici, bir de yine Dünya Sağlık Teşkilâtının ilâve ettiği, 10 yıl önce ilâve ettiği ve hâlen devam eden, geliştirici hizmetler çerçevesinde konuyu ele almak lâzım.
Bilimsel açıdan yine ele almak gerekirse, sistem yaklaşımıyla konunun ele alınması lâzım. Yani, ülkeler düzeyinde, uluslararası düzeyde, Ülke düzeyinde, yerel toplum düzeyinde, aile düzeyinde, kişi düzeyinde. Kişi düzeyinde tedavi edici olabilir. Buradaki Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumunun yapmış olduğu öneride gördüm, çok güzel, ama orada koruyuculuk kısmına biraz az eğilinmiş olduğunu gördüm. Bir de, sivil toplum kuruluşları bunların her aşamasında var demesek de, acaba mümkün mü, o aşamalarda diğer resmî kurumları, üniversiteleri belirtirken sivil toplum kuruluşu olarak belirtmek, onların içinde tadatını yapmak herhâlde daha anlamlı olacak” dedi.
Dr.Tevfik Çevik BİLEN konuşmasını özetleyerek şöyle devam etti;
“-Türkiye Kızılay Derneği hem burs, hem yurt, hem gençlik kamplarıyla gençlere hizmet vermekte, ailelere de ayrıca sosyal yardımlarla desteklerini sürdürmekte. Bu durumda, biz zaten Danışma Kurulu üyesi olarak burada varsak, bu tip çalışmaların yıl boyunca sürdürülmesi çalışmalarına da, bizim yaptığımız çalışmaların koordineli olması açısından da iş birliği yapılması gerektiğine inanıyorum. Bunun başta Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünün koordinasyonunda, eğer uygun görülürse öneri olarak ben sunuyorum, bir çalışma grubu oluşturulması ve koordinasyonu Genel Müdürlüğün yapması ve bizlerin de elimizden geldiği kadarıyla bu projelerin geliştirilmesinde, kurumsal düzeyde, üniversite düzeyinde katkıda bulunmalıyız ama koordinasyonu sizin. Üniversitenin tabiî ki eğitim ve araştırma konusunda desteği fazla, iş birliği içerisinde geliştirilmesine inanıyorum dedi ve teşekkür ederek konuşmasını bitirdi.
Prof.Dr.Sema KUT (BAŞKAN)- Dr.Tevfik Çevik BİLEN’e teşekkür ederek, “hep sosyal hizmet uzmanları konuşuyor “ dedi ve diğer sektörlerede çağrı yaparak Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr.Rüstem ZEYDAN’a söz verdi.
Dr.Rüstem ZEYDAN;
“- Sayın Başkanım, değerli üyeler, hepinizi Bakanlığımız ve şahsım adına sevgiyle, saygıyla selâmlıyorum diyerek konuşmasına başladı.
“- Gündem maddesi bize geldiğinde, çocuk ve gençlik merkezlerindeki yaşayan evlâtlarımızın, madde bağımlısı olan çocuklarımızın tedavisi ve rehabilitasyonlarının yapılması konusunda merkezlerin açılması ile ilgili bizim ve diğer katılımcıların görüşleri istenmiş idi. Ben de, yine benden önceki konuşmalarda ifade edildiği gibi önce durum tespitiyle çok kısa birkaç parametreyle konuyu size özetlemek istiyorum.
Değerli katılımcılar, her yıl 1 milyon 400 bin bebek bu güzide ülkemizde doğmaktadır. Güzel ülkemizde Anayasamızın amir hükmü, sosyal ve bir hukuk devletinden söz etmektedir. Önemli olanı, çocukların elbette ki rehabilite, tedavi edici hizmetlerine yönelik her türlü gayretin gösterilmesidir. Ama bundan daha önemli olanı, sağlıklı eğitim parametrelerinin, sağlıklı sağlık parametrelerinin mutlaka günün koşullarıyla güncelleşmiş ve bugün Avrupa Birliğine gireceğimiz ve iddialı olduğumuz bu dönemde onların parametrelerine yakın parametreleri yakalamamızın gerçeğidir. Siz o yansıda, o filmde gördünüz, uyuşturucu veya madde bağımlısı olan çocuklarımızın o maddeyi almalarına rağmen ne kadar mantıklı konuştuklarını ve hepimizin içinin ne kadar sızladığını, gerçek durumun o olduğunu hepiniz gördünüz. Önemli olanın bu çarpık kentleşmenin, bu çarpık eğitim sisteminin, sağlıksız sağlık parametrelerinin düzeltilmesidir. Bunu herkes her yerde, her zaman söylüyor.
Ben affınıza sığınarak şunu arz ediyorum: Sağlık evinden başladım, sekiz yıldır da Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısıyım. Bakanlığın her kademesinde çalıştım, herhâlde Sayın Müsteşar Yardımcılarımız da burada, bütün bakanlıkların süre itibarıyla en uzun süreli Müsteşar Yardımcısıyım. Bu toplantıların çoğuna da katıldım, çok güzel önerileri de dinledik; ama bu Danışma Kurulu kararlarının mutlaka hayata geçirilmesi gerekliliğine, Sayın Parlamenterimiz burada iken, işte Kamu Reformu Yönetim Tasarısı hayata geçirilecek ise, yerel yönetimler güçlendirilecek ise, bu çarpık kentleşme, bu sağlıksız nüfuslaşma, bu aile plânlamasının ve aile programlamasının sağlıksız yapısı düzeltilmelidir, bunun gayreti gösterilmelidir ve ondan sonradır ki günün maddesine, gündem maddesine geliyorum. Biz Sağlık Bakanlığı olarak, alkol ve madde bağımlılarının araştırma ve tedavi merkezlerini gerçekleştirdik. Bunlar, İstanbul başta olmak üzere AMATEM merkezlerimiz var, Türkiye genelinde altı tane AMATEM merkezimiz var. Bunların içinde sadece İstanbul’da UMATEM dediğimiz Uçucu Madde Bağımlılığıyla Mücadele ve Araştırma ve Tedavi Merkezimiz var. Bunları yaygınlaştıralım, bunları yoğunlaştıralım; ama biliniz ki saygıdeğer konuklar, bu hizmet multi sektöriyel bir hizmettir. Sağlık Bakanlığının, Eğitim Bakanlığının veya tek başına SHÇEK’in yapabileceği, altından kalkabileceği bir konu değildir. Aynı zamanda ben Sektörler Arası Çocuk Kurulunun da başkanıyım ve buna başkanlık ediyorum; buraya gelmeden önce o toplantıyı da yaptık, UNICEF ile birlikte yürüttüğümüz ve Çocuk Hakları Sözleşmesini imzalayan bir ülkenin kararlılığını da yerine getirmek koşuluyla o konuya matuf da çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ama benim özellikle bir kardeşiniz olarak hepinizden istirhamım; yıllardır bu kadar tecrübemizi sizlere arz ettik, fakat sonuç alacağımız noktada mutlaka buradan çıkacak kararların, Sayın SHÇEK Genel Müdürlüğünün delaletiyle ilgili Sayın Bakanımıza ve ilgili bakanlarımıza, Bakanlar Kurulumuza ve Sayın Parlamenterimizin de delaletiyle Büyük Millet Meclisinde bu arz ettiğim konulara matuf esenlendirme ve yeniden yapılandırma çalışmalarına yönelik çalışmaların yapılması gerekliliğine inancımı tekrar ediyorum ve Hocamın çok sevdiği, herkese sevgi dolu saygılarımı sunarak sözlerime son veriyorum” dedi ve teşekkür ederek konuşmasını tamamladı.
Prof. Dr. Sema KUT(BAŞKAN), Dr. Rüstem ZEYDAN’a teşekkür ederek Muş Millet Vekili Seracettin KARAYAĞIZ’a söz verdi.
Mv.Seracettin KARAYAĞIZ, teşekkür ederek konuşmasına başladı.
“-Sayın Başkanım, değerli katılımcı arkadaşlar; Danışma Kurulunun Üyeleri hepinizi saygıyla selâmlıyorum.
Çocuk konusu çok önceden beri dikkatimi çeken, özel ilgimi çeken bir konu. Çocuklarla ilgili değişik vakıf ve derneklerde de daha önce görevlerde bulundum. Önümüze gelecek olan bütçe görüşmeleri sırasında da, özellikle bu konuyla ilgili şahsım adına bir söz talep ettim ve Cuma günü inşallah bu konuda bir konuşmam olacak. Ancak, konunun derinliklerine inmeden, sadece belki duyumlarla veya birkaç gazete haberleriyle, bazı duygusal şeyler katarak bir konuşma yapmak istemedim. Öncelikle SHÇEK Genel Müdürümüz Dr.Cafer Beyden bir randevu talep ettim, o konuda kendileriyle bir görüştüm, yani sıkıntılar nelerdir, dertler nelerdir, konuştuğumuz şey bir işe yarasın diye kendileriyle görüşmede bulundum ve tevafuk oldu, böyle bir toplantıda, hemen toplantı öncesinde olması gerçekten beni çok mutlu etti, bu toplantıya katıldığımdan dolayı çok memnunum. Buradaki bazı şahısların görüşlerini de, benim ilgimi çeken konuları da not ettim. Ayrıca SHÇEK Genel Müdürümüzün danışmanlarının da hazırlayacağı bir raporu kendi görüşlerimle birleştirerek inşallah Cuma günü sunacağım.
Biz bir şeyler yapmak istiyoruz, yani, gerçekten konu çok acil. Ben İstanbul’a, Muş Milletvekili olmama rağmen yıllardır İstanbul’da bulunan biriyim.
Daha önce köprü altı çocuklarını sokak çocukları olarak biliyorduk, daha sonra tinerciler çıkmaya başladı. Bunları gelip geçici bir şey olarak görüyorduk, yani hiç topluma yakıştırmadığımız bir arıza olarak görüyorduk. Ama, maalesef bunlar gelip geçmedi. Bunlar öncelikle büyük şehirlere, şu anda küçük şehirlere de yayılmış durumda ve benim Muş’umda kasabalara kadar yayılmış durumda. Bunlar örgütleniyorlar, çete kuruyorlar; aile istediği zaman dahi çocuklarını bunların içinden alamıyor. Böyle, bazen yaralamalara , hatta öldürmelere varıncaya kadar işi ileri götürebiliyorlar. O bakımdan gerçekten çok önemli bir konu. Yani bunlar bizim çocuklarımız, kardeşimiz veya öz çocuğumuz olmasa bile bu yurdun çocukları. Bu bakımdan çok acil bir konu olarak bunu değerlendiriyor, inşallah üzerime düşeni de yapacağıma burada sizlere söz veriyorum.
Bu konuda Parlamento olarak, yani bir milletvekili olarak üzerime düşen her şeyde de emrinizde olduğumu bildiriyor, saygılar sunuyorum” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Prof. Dr. Sema KUT(BAŞKAN)
“- Sayın Milletvekilimize çok teşekkür ediyoruz ve bizler de bu hizmeti götüren insanlar olarak inşallah girişimlerinizden çok fazla yararlanırız, çok teşekkürler” dedi ve daha sonra son olarak SHÇEK Genel Müdür V. Dr. Cafer TATLIBAL’ a söz verdi.
Dr. CAFER TATLIBAL
“- Danışma Kurulunun bize aktardığı çok güzel şeyler oldu, ben fevkalâde faydalandım ve birçoğunu da not aldım, bazı hocalarımdan da arada konuşmalarıyla ilgili belgeleri de istedim.
Ben burada bir bürokrat gibi değil de, biraz da işin çözümüne yönelik olarak konuşmak, belki zor da olsa işin doğrularını da her şeyden arınmış bir vaziyette aktarmak istiyorum.
Şimdi Faruk Bey, çalışan çocukların haklarıyla ilgili beyanda bulundu ve gitti galiba. Şimdi efendim, Çocuk Esirgeme Kurumunda biz ideoloji ve siyasetten arınmış bir düşünce biçiminde hareket etmemiz lâzım. Yani bu işte artık, Ülkemiz adına ne siyaseti, ne de ideolojiyi karıştırmamız lâzım. Çünkü her geçen gün Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna yeni yükler ekleniyor. Toplumun ve dünyanın gelişimiyle birlikte özel yükler her geçen gün artmaya başladı. Faruk Beyin söylediği çocuk hakları, insan hakları, ikisi beraber, çocuk hakları bizim üstümüze bir yük olarak oturdu. Sadece biz koruma altındaki çocuklarla ilgilenirken, şimdi arkadaşımın sorduğu gibi bundan sonra tüm koruma altında olmayan çocukların haklarıyla da ilgilenmek gibi bir mecburiyetimiz oldu. Yani belki yarın bizim toplum merkezlerini veyahut buna benzer yatılı kurumlar açarak, sokakta dilenen her çocuğu bizim artık bir yerlerde barındırmamız gerekli. Yani bunun istismarına mani olmamız gerekli, her geçen gün bu Genel Müdürlüğün üzerine yeni yeni yükler eklenmektedir” dedi.
Dr. Cafer TATLIBAL(Genel Müdür V.);
“-Çalışanlarla ilgili; sokakta çalışan çocuklarla ilgili Çalışma Bakanlığının müfettişleriyle beraber çalışarak veyahut bazı yerlerde bizim elemanlarımızın da en azından bir gözlemci olarak gidip buralarda bir inceleme yapması ve o çocukların haklarının korunmasının Genel Müdürlüğümüzün görevlerinden olduğunu belirterek konuşmasına devam etti.
“- YÖK Üyesi Tahsin Hocam, problemler ele alınıp görev verilmeli dediler. Ben şunu arz etmek istiyorum, beni mazur görsünler. Tabii üniversitelerimizin sadece eğitim ve araştırma yönü değil üçüncü görev olarak danışmanlık görevleri de var.
Şimdi ben şunu özellikle belirtmek isterim ki bizim ülkemizin ara elemana ihtiyacı daha fazla. Yani, bir tıp fakültesine artık bu ülkenin çok aciliyeti yok, yeni orman fakültesine çok fazla aciliyeti yok. Ben kendimi de bu arada tanıtayım. Ben, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi arkasından da Cerrahpaşa Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümünden uzman olarak ve ayrıca Hudut ve Sahiller, Sağlık Bakanlığında Genel Müdürlük yaptım. Son geldiğim yer Kahramanmaraş İl Sağlık Müdürlüğü idi.
Bizim burada doktor olarak gözlemlerimiz; bir rehabilitasyon uzmanı olarak gözlemlediğim bir şeyi gördüm. Şimdi çocuk bakıcılığı diyoruz, bunun bir okulu yok. Bizde 3 bin küsur çocuk bakıcı anne var, ilkokul mezunu. İşte benim akrabam, öbürünün tanıdığı. Yani, bir çocuğun, bir bebeğin elbisesini giydirirken kolunu hangi pozisyonda tutacağını bilmesi gereken elemanlara ihtiyacımız var, pişik ne şekilde olur bilecek elemana ihtiyaç var. Yani ara elemana ihtiyacımız o kadar fazla ki. Ama biz bunların hepsini sıradan alıyoruz. Pişiği mi var, çocuğu hırpalıyor mu, çocuğa şiddet mi kullanıyor; yani bunlardan da çok şeyler bekleme hakkımız da yok. Aldığımız insanın vasfı bellidir, ondan da bekleyeceğimiz hizmetin fevkalâde olmasını isteme hakkına da sahip değiliz.
Bunun gibi, işte diyetisyeni, efendim çocuk bakıcısı, bu ara elemanlara üniversiteler biraz daha öncelik verse diye düşünüyorum” dedi ve devam etti.
“- Gelelim sosyal hizmet uzmanlarının gerekliliğine;
Her geçen gün yeni üniteler açılıyor ve bize de sürekli bunlara yardım isteniyor. İşte aile mahkemeleri kurulmuş, benden sosyal hizmet uzmanı istiyor, nereden alacağım yani. Çocuk Polisleri kuruldu; Emniyet sürekli, “filan yere bir sosyal hizmet uzmanı...” Kurumumuzda görevli sosyal hizmet uzmanının sayısı belli, üniversitelerin mezun ettiği sayı da belli, Ülkenin çektiği sıkıntılardan dolayı 5 yıldan beri de Kuruma personel alamama gibi bir sıkıntı da var. Yani bunları değerlendirir isek, Kurumdan biraz fazla hizmet bekleyenler Kuruma da haksızlık eder.
Yine Hocam bir kurul oluşturmaktan bahsetti. Ben öze dönük kendimi eleştirmek istiyorum. Bizde hizmet içi eğitim de çok iyi yapılmamış, yani yapmamışız, böyle bir eksikliğimiz var. Personelimiz anormal derece hırpalandığından moralman çökmüş; ücret dengesizliğinden dolayı birbirini sevmemişler, sürekli birbirini şikâyet eden bir yapı oluşmuş. Bunları dile getirmek mecburiyetindeyiz, çözüm bulmamız lâzım. Çünkü bizim en yüksek danışma merciimizde sizlersiniz.
Şu anda Kurumda aşağı yukarı 6 çeşit maaş alan var, böyle bir ücret dengesizliği var; bunu behemehal halletmemiz lâzım.
Bize hizmet alımlarında olduğu gibi personel alımlarında da meslek elemanları yönünden, işte psikolog, sosyal hizmet uzmanı, hemşire, diyetisyen, çocuk gelişimcisi; yani bunlara ileri derece ihtiyacımız var, bunun da önünün açılması lâzım; Personel almamız lâzım. Şimdi bakın, bizim en büyük problemlerimiz İstanbul’da. Bu Toplu Merkezin de en iyi işlediği yer, bize en iyi bilgiler de oradan geliyor. Arkadaşlar orada, Valinin de gayretleriyle bir çaba sarf etmişler. Vali Beyin de bakışı güzel. 190’a yakın farklı konumdan, memur olamamış; müracaat etmiş de olamamış sosyal hizmet uzmanlarını Vakıftan 600-700 milyon lira ücretle görevlendirmiş, nerede eksiğimiz varsa oraya aktarıvermiş. Yani bizim alamadığımızı bildiği için. İşi çözme noktasında da yerel yönetimdeki bürokrat kardeşlerimizin de biraz gayret etmeleri uygun olacaktır. İşte böyle çalışmalarla da sorunlarımız kısmen çözülüyor ve bundan dolayı da Toplum Merkezleriyle ilgili en iyi veriler İstanbul’dan geliyor.
Sosyal hizmet uzmanlarının okullarının çoğaltılması. Bu bana göre çok da önemli; çünkü her geçen gün de, dediğim gibi dünya geliştikçe iki şey çok önem arz ediyor. Özellikle insan hakları konumu ve sosyal refah bölümü 20 yıldan beri dünyanın en öncelikli gündemlerinden birisi. Şu anda da, Sayın Hocamın dediği gibi 2005 yılında Çocuk Haklarının izlenmesi ile ilgili bizim bir rapor sunmamız lâzım.
Elemanlarımızın hizmet içi eğitimi biraz daha hızlandırılmalıydı. Biz de yalnızız; yani Danışma Kurulu dediniz de, kurullar oluşmalı. Biz şimdi sadece buradaki çalışan arkadaşlarla bir bilgi alışverişi yapabiliyoruz, biz üniversitelerimizden yardım bekliyoruz. Bu konuda Kurumumuzun tek başına yapabileceği çok şey yok. Bundan dolayı buranın politikasını sürekli danışılabilecek bir kurulla ayda bir mutlaka beraber olmamız lâzım. Yani, yanlış adım atmamak için çok iyi tartışıp ve öyle karar vermemiz lâzım. Misal; 3413 sayılı Kanunu istismar edip de haksız olarak bazı çocukları işe sokma hususunda Sayın Hocamın bir tedbir önerisi vardı. Bu çocuklar koruma altına alınmadan sosyal incelemeden geçirilip öyle Kuruma alınıyorlar, yani esasen gerekli inceleme yapılıyor. Ayrıca mahkeme kararı da gerekli oluyor. O kadar sıradan da almıyoruz, ama yine de mâni olma şansımız yok. Mahkemeden, “bu çocuk korunmaya ve bakıma muhtaç” kararı verildikten sonra bizim çocuğu almak gibi mecburiyetimiz var.
Bunu 3413 sayılı Kanunu ben tek başıma Kurum olarak, kaldırıp da başka şekilde yapalım dersem yanlış yapabilirim. Bunu mutlaka bir bilimsel tartışmadan sonra yeniden düzenlememiz lâzım. Bundan dolayı sizlere çok ihtiyacımız olduğunu beyan ediyorum.
Meselâ bir örnek vereyim size:
Geçen gün uluslararası bir toplantıya katılmak üzere Kurumda İngilizce bilen, sahada çalışmış meslek elemanı bulamadım ve gönderemedik. Oysa 9 bin küsur personelim var. Oraya nasıl ulaşacağız şimdi, yani o seviyeye biz nasıl ulaşacağız? Bundan dolayı, biraz da sivil toplum örgütleriyle hızlı bir dayanışmaya geçip eksik elemanları tamamlamamız veya bu tür hizmetler için dışarıdan yardım almamız lâzım diye de düşünüyorum.
Yerel yönetimlerle ilgili ben size şöyle bir şey söyleyebilirim: Şu anda bizim gerçekten politika üretmemiz için de önümüz biraz flu görünüyor. Yani bu Genel Müdürlüğün bir yasa taslağı var, son hâlini almış; bir ikincisi Yerel Yönetimler Yasası var, Kamu Reform Yasası var. Yerel Yönetim Yasalarında bizim yerimiz Belediye Meclislerine, bir diğeri İl Genel Meclislerine gidiyor. Ama bizim yerimiz kesinlikle Belediye Meclislerine, belediyelere düşüyor. Yani, artık Genel Müdürlüğün taşradaki teşkilâtlarına politika üretmek, denetlemek, belki de maddeten güçsüz kalan belediyelerin yanında maddî katkıda bulunmak gibi bir görevi kalacak. Net olmamakla birlikte öyle algılıyoruz biz.
O bakımdan önümüzü de çok böyle net görmüyoruz. Ama böyle de olsa, şöyle de olsa bizim buranın bir politikasını üretmemiz gerekli diye düşünüyoruz.
Çocuk hakları ve sokak çocuklarıyla ilgili, Sayın Sağlık Bakanı Müsteşarıma biraz sitemim olacak.
Daha önceki konuşmamda da söyledim, bizim en önemli iş birliği yapmamız gerekli olan kurum Sağlık Bakanlığı. Bu sadece çocuklarla ilgili. Huzur evleri konusu var, yani problem sadece bu değil. Huzurevlerimiz var, rehabilitasyon merkezlerimiz... Bir defa rehabilitasyon merkezlerimizle çok yakın ilgilenmeleri gerekli veyahut Sağlık Bakanlığı ile yeni projeler üretmemiz lâzım. Bununla ilgili de, AMATEM merkezlerini en az 7 bölgeye Sağlık Bakanlığının kurması lâzım. Kimle? Biz yanındayız, Adalet Bakanlığı ve kendileri kesinlikle kapalı mekânda bağımlılıktan bu gençleri kurtarmaları lâzım, yani medikal ve psikiyatrik tedaviye behemehal almaları lâzım.
Şimdi görüyoruz ki, polis yakalıyor, bizim kurumumuza getiriyor. Çocuk tinerci, benim kurumumun personeli ona ne yapacak? Muhakkak yatarak; tedavi görerek bağımlılıktan kurtarılması lâzım. Bunu bu kurum almalı veyahut böyle bizle beraber, Adalet Bakanlığının da destekleri ile kapalı tedavi şeklinde, 2 ay, 3 ay bitirdikten sonra bize sosyal rehabilitasyonu için verilmesi lâzım. Ama şu anda onlar da sıkıntıda. Bakırköy Hastahane Başhekimi sınıf arkadaşım benim, “ne yapacağız bunları” dedim, yani bu çocukların sorununu nasıl çözeceğiz? “Ben kendim de çözemiyorum” dedi, “Çünkü tutulan Bakırköy’e geliyor, günde 150-200 çocuk, biz bir iki tanesini yatırırsak gerisine de birer reçete verip geri gönderiyoruz” dedi. Yani bu bir çözüm yolu değil. Bu işi biraz ciddîye almamız gerektiğine inanıyorum. Ülkemin yarını için, biraz dik oldu belki ama, geçen NTV’de, “2 yıl sonra İstanbul’da kimse sokağa çıkamaz” diye bir beyanat verdik. Söylediğimiz mübalağa değil . Demin çalışmalarda, sadece bizim elimize geçen sayı o. Bizim sosyal çalışmacı arkadaşlarımızın gidip de sokakta topladığı veyahut da Emniyetin sokakta tutup da bize haber verdiği sayılar bunlar. Bu fevkalâde yanıltıcı bir sayı. Yani Türkiye’deki tinerci çocuk sayısı bu değil. Bu bizim ulaşabildiğimiz kayda geçen çocuklar.
Şimdi bir şeyi de itiraf edelim. Bu çocukların hepsi şöyle veya böyle bizim kurumumuza kayıtlı. Hani bazen medyaya yanlışlık olmaması için, yanlış algılanmasın diye böyle beyanatlar veriyoruz, yok diyoruz işte. Ama incelediğimizde, ben yerinde arkadaşlarımızla görüştüm. Bu çocuklar gerçekten bizim yurtlarımızda barınmış veyahut toplum merkezlerimizde şöyle veya böyle müracaat etmiş, rehabilite edici tedavi görmüş çocuklar.
Biz bunu tabiî üstlenmezken şunu söylemek istiyorum: Kurumu yıpratılmasını da istemiyorum. Medyanın da burada anormal bir suçu var, sürekli bu kurumun kötü yanını almış. İşte istismar, işte çöp sokulmuş, şöyle yapılmış. Yani bu kurumun hiç iyi yaptığı yer yok mu, hiç iyi yapılan bir yönü yok mu? Biraz da personeli şevklendirici, çalışma azmini yönlendirici övücü de bazen bir şeylerin söylenmesi lâzım. Sürekli cinsel istismar, sürekli itilip kakılma. Yani medyanın da bence biraz böyle şeylere dikkatli davranması gerekli diye düşünüyorum.
Sivil toplum kuruşlarıyla ilgili Kızılay’daki arkadaşımız bir şey söyledi. Bizim bu ayağımız eksik, doğrusunuz, doğru bir iletişim de yok. Yani bizim basın ve halkla ilişkimiz biraz kopuk, bunu kabul ediyorum, bu eksikliğin de farkındayım. O bakımdan, o söylemini diyalog ortamını en kısa zamanda kuracağız .
Rüstem Bey bir şey söylemişti, ben ona ilâveten şöyle söyleyeyim: Konumuz dışı ama, Sağlık Bakanlığının bu sağlıkla ilgili politikalarını da hakikaten bir yere oturtturmamız lâzım. Bizim, Sağlık Bakanlığının koruyucu hekimlik gibi, bu özürlülükle ilgili de koruyucu bir şekilde hareket etmemiz lâzım. Çünkü bu özürlüye bakım da çok aşırı derecede Kuruma yük getiriyor. Bugün Kurumda bakılan, yatan, her çocuk aylık 700 Milyona TL’na mal oluyor.
Evlenmeden önce eşlerin kan tahlilleriyle, oluşacak özürlülüğü, hamilelikte oluşacak enfeksiyondan veya başka nedenlerle oluşacak özürlülüğü, işte doğum bitimindeki fenül ketenüri gibi şeylerin bizzat, yani nasıl polioda başarmışlarsa, hakikaten benim yeni doktor olduğum, yeni uzman olduğum zamanda fevkalâde çokken şimdi polio sekeli bize çok nadir gelmeye başladı. Bunun gibi, bu özürlülüğü, genetik özürlülüğü engelleyici tedbirlerimiz var; hepsini engelleyemiyoruz ama, hiç değilse yüzde 25’ini engelleme şansımız var. Bunun da bir devlet politikası hâline gelmesi lâzım.
Ben sahada doktor olarak da çalıştığım için biliyorum; şimdi meselâ fenül ketenüri için tahlilde 60 Milyon TL. yahut 50 Milyon TL. bir para isteniyor, vatandaş bunu vermemek için kaçıyor. Ya bu bedava yapılmalı, yahut da gücü olmayana para yardımı yapılmalı. Bu özürlülerden ne kadar daha az özürlü dünyaya gelirse Ülkemiz için o kadar kârdır diye düşünüyoruz. Zaten bizim yaptığımız yangından mal kurtarmak, bize sığınan çocukların, içinden ne kadarı topluma kazandırılabilir diye çabamızın tamamı bundan ibaret.
Ben ayrıca bir şeyi de eklemek istiyorum. Şöyle de bir fırsatımız var önümüzde. Başbakanın bu Kuruma karşı afinitesi , yani yakınlığı fazla. Yani bu tür şeylere fevkalâde hassas ve ciddiyetle de duruyor. Biz iyi bir çalışma yaparsak Başbakanımızdan istifade etme şansımız var. Birçok problemin çözümünde |